Ada’nın Gözcüleri: Kaçıklar Adası’ndaki Altın Azize / Kara Gönülçelen kültürü ve tarihi üzerine bir tez
Yazarın Notu
Bu cilt, Kaçıklar Adası’nda asayişten sorumlu olan iki ırk hakkında bilinen, şüphelenilen ve rivayet edilen bulguları analiz etmek ve sınıflandırmaya çalışmaktadır. Bu konuda otoriter bir mercii olmaktan çok bu eşsiz yaratıkları daha yakından tanımak için yazar açısından kişisel bir çaba olarak algılanmalıdır.
Efendi’nin Hizmetinde
Altın Azize ve Kara Gönülçelenlerin kökenini belirlemek bu çalışmanın kapsamının dışındadır. Daedra olduklarından esasen var oluşları fani-doğumlular için bir gizemdir. Yaygın inanışa göre bütün Daedralar Yaratım eyleminden yoksundur, yani Lord Sheogorath bile bu ırkların yaratılışından sorumlu değildir. Yine de belirtmek gerekir ki, Delilik’in Prensi herhangi birinin yalnızca tahmin edebileceği amaç ve güçlere sahiptir; bunu hayal etmeye çalışmak yalnızca konuyu daha karmaşık hale getirecektir.
Var olduklarını görmek ve bilmek pekala yeterli olacaktır. Bu bilginin dışında Azize ve Gönülçelenlerin Lord Sheogorath’a eksiksizce hizmet etmeleri ilginçtir. Bilinene göre bu bağlılık kesin ve ebedidir, ancak kaynak belirsiz. Acaba Delitanrı’nın hizmetine girmek için kandırılmış olabilirler mi? Ya da basitçe diyardaki en büyük güçle ittifak mı kurdular? Önceki yazınsal çalışmalara göre Daedralar efendilerine hizmet eder, çünkü böylelikle koruma ve güvenli korunak bulabilirler. Kaçıklar Adası’nda Azize ve Gönülçelenlerin bunlara sahip olduğu açık, zira kendi ırkları dışında çok azının girmesine müsaade ettikleri hisarları var. Lord Sheogorath’a hizmet edenlere muhafızlık ettiklerinden adada güç sahibiler. Sürekli Efendimizin yararına çalışıyorlar ve ona karşı çıkanlarla savaşıyorlar, zaman zaman kendi aralarında hatta. Sonuç olarak şunu mantıklıca farz edebiliriz ki, Ada’daki rollerini kendi rızalarıyla seçmişlerdir.
Karakter ve Toplum
“Altın Azize” ismi duyulduğunda akla ilk gelen görüntü zarif ve müşfik bir meleksi imgedir. Altın Azizeler sahiden bu görünüşe uysalar da, hareketlerinin buna tamamen zıt olması ironiktir. Azizeler kibirli ve küstah bir ırktır, kolayca sinirlenir ve cezalandırırken acımasızdırlar. Ada’nın geri kalanını kendilerinden daha aşağı gördükleri şüphesizdir ve bunu saklamak için bir girişimde bulunmazlar da.
Kara Gönülçelenler de isimleriyle eşleşen görünümlerinin dışında varlık gösterirler. Diyardaki geri kalanlara üstünlüklerini onlar da iddia eder, ancak daha sabırlı ve içten bir tabiatları vardır. Ölümlülerle ilişkilerinde sıklıkla mütevazi gözükür ve “sıradan ırklar”a karşı hoşgörülü olarak bilinirler.
Aslında “Altın Azize” ve “Kara Gönülçelen” tabirleri dışarıdan verilmiş isimlerdir. İki grup da bu isimleri tanımasına ve karşılık vermesine rağmen ırklarının kendine ait isimleri vardır: Sırasıyla Aureal ve Mazken. Daedraların sıradan varlıklar tarafından kendilerine verilen isim ve ünvanları umursamıyor olmaları mümkündür, ya da belki isimlerinden keyif alıyorlardır. Bu konuda daha fazla araştırma gerekli ancak heves kırıcıdır, zira Azize ve Gönülçelenler kendileri hakkındaki kişisel bilgileri serbestçe dağıtmamaktadırlar.
Diğer bilgiler gözlemleyerek edinilebilir. Kolayca görülüyor ki iki grup da oldukça savaşçı bir toplumsal yapıya sahiptir; bireyin kuvveti ve disiplini toplumdaki konumunu belirlemektedir. Mesela ordu komutanları astlarından saygı görür. Daha fazla gözlemle ikinci bir ayrım açığa çıkıyor ki iki toplum da Anaerkil tabiata sahiptir. Yeni Sheoth’taki muhafızları kadınlar yönetmektedir ve en yüksek güçteki pozisyonlarda bulunmaktadırlar. Erkekler açıkça aşağılanmasalar da, kadın üstlerine itaat etmektedirler. Bu uygulamanın nerede başladığı bilinmemektedir, ancak iki ırkın da gündelik yaşamlarıyla bütünleşmiştir.
Çatışma ve Fetih
Her Kaçıklar Adası sakininin onaylayacağı üzere Altın Azizeler ve Kara Gönülçelenleri kışkırtmak bilgece bir hareket değildir. Onlar çatışma ve savaşla gelişmişlerdir ve itaatsizlik eden herhangi birini çabucak cezalandırırlar. Diyarın muhafızları olarak hizmet etmek onların durumunda pek tatmin edici değildir, bu yüzden pek karşılaşmayacakları bölgelerde konuşlanmış olmalarında rağmen sıklıkla kendi aralarında savaşırlar. Bu, kavgacı mizacın ortaya dökülmesinden daha fazlası olması mümkündür; iki ırk arasındaki sürekli savaşlar Lord Sheogorath’ın inayetini kazanma çabaları olabilir. Eğer biri diğerine galip gelirse bu, üstünlük ve diyarı tek başına kontrol etme hakkı demektir. Cylarne mücadelesi özellikle bir ilgi alanıdır, zira iki taraf da hatırlanandan daha eski bir zamandan beri ayrılma umudu olmadan savaşta sıkışmışlardır. Bu mücadelenin amacı iki tarafın da yeteneklerini bilemek midir, yoksa başka bir yere yönlendirilebilecekken onları zayıflatmak mıdır? Eğer çatışma çözülemiyorsa Lord Sheogorath neden çıkıp şahsen durumu çözmemektedir?
Din ve Protokoller
Altın Azizeler ve Kara Gönülçelenlerin özel adetleri konusunda pek az şey bilinmektedir. Kendi ırklarına özel meselelere gelindiğinde oldukça izoledirler, özellikle pek az görülen ölüm durumlarında tekrar diyara nasıl geri döndüklerinin gizemli süreçleri hakkında.
Altın Azize ve Kara Gönülçelenlerin Daedra olduklarından öldürülemedikleri bilinen bir gerçektir. Daedra’nın özü Oblivion’un karanlığına sürgün edilir ve oradan diyara biçimlenmek üzere geri döner. Ancak bir Daedra’nın Oblivion Sularından diyara ne kadar sürede geri döndüğüne dair raporlar sistematiklikten uzak ve yetersizdir; bu dönüş süreci hala gizemle sarmalanmış bulunmaktadır. Davranış modelleri ve sayılarının gücüne dayanarak, her iki ırk için merkezüslerin bu süreçte önemli bir rol oynadığı sonucuna varılabilir. Dildeki yaygın tabirler (“Melodiler seni eve çağırsın” gibi) gösteriyor ki yalnızca bir metafor olmanın ötesinde, sesler bu olay örgüsünde bir çeşit rol oynamaktadır. Azizeler ve Gönülçelenlerin gönderme yaptığı melodilerin sahiden gerçek olduğuna ve kutsal yadigarlar olarak kabul edildiğine inanılmaktadır. Bu melodiler veya kullanıldıkları süreçler hakkında bilgi toplama çabaları özel bir düşmanlıkla karşılanmış ve dolayısıyla bundan vazgeçilmiştir.
Altın Azizeler ve Kara Gönülçelenler hakkındaki bütün bilgiler, özellikle kişisel adetleri ve kökenlerine ait olanlar, vakit kaybetmeden yazarın dikkatine sunulmalıdır. Bildiklerimizin kapsamı ne kadar büyük olursa, bu çetin yaratıkları o kadar yakından tanıma kabiliyetine sahip oluruz.