Budak’ın Kök Sistemi, Ekoloji ve Kültürü
Tekzip:
[Editörler, burada bulunan düşüncelerin yalnızca yazara ait olduğunu ve ölümden sonra anonim olarak basıldığını ifade etmek eder.]
Önsöz:
Bu cildi yayınlamadan önce, Kök Sistemi tünelleri ve Budak hakkında az bilinen şeyler söylenti, batıl inanç ve tamamen yalan bilgilerdi. Bu tür söylentiler dikkate alındıktan ve Gnarl’ı kendi yaşam alanında görmek için Kök Sistemi hakkındaki yapılan birçok araştırma sonucu, yazar sizlere Budak’un ekolojisini ve kültürünü, Kök Sisteminin yapısını ve simbiyotik ilişkilerini açıklayacaktır.
Kök Sistemi:
İçerisinde köklerin ve yeşilliklerin büyüdüğü doğal mağaralar ve kaya oluşumları olduğuna inanılan Kök Sistemi tünelleri, aslında yaşayan dev bir organizmanın parçasıdır. Bu tüneller sadece yaşayan kök-vâri organik varlıklar değil, ayrıca sözde her biri “kök zindanı” olan bunlar, daha büyük bir bütünün küçük parçalarını temsil ederler. Tüm ağaçların kökleri (doğrusu Adalar’daki çoğu bitkinin kökleri) doğrudan büyük Kök Sistemi’ne bağlıdır.
Çeşitli kıvrımlı tüneller geçen bin yıl boyunca yavaş yavaş oluşmuştur. Aslında, köklerin büyümesi ve hareketleri algılanabilir değil, ancak kuşkusuz kaydedilebilir. En hızlı büyüyen tüneller her ay birkaç fit arterken, en yavaşı ise her on yılda bir birkaç fit artıyor.
Kehribar:
Kehribar sertleştirilmiş saptan yapılan renkli bir reçinedir. Kök Sistemi tünelleri, daha çok kanamaları ve yaraların kabuk bağlayıp korunması gibi şeyler için pıhtılaşmış bir sapı “kanatarak” kehribar yataklarını sertleştiriyor. Buna rağmen, kökün duvarları hâlâ oldukça dirençli ve çabuk iyileşen bir halde olur; duvarı delmek için kılıç sallamak yeterli olmayacaktır. Kehribarın görünüşüne yol açan bu büyük çatlaklar tonlarca kayayı ve pisliği iten dev köklerle karşılanılması sonucu ortaya çıkan ağır basınçların ve sürtünme kuvvetini sonucudur.
Budak:
Mevcut ve eldeki en iyi teori, Budak’ı Kök Sistemi’nin koruyucusu ve bakımcısı olarak tanımlar. Bu yaratıklar tünellerin temizliği ve genel bakımından sorumludur, fazla miktardaki Kehribarı temizlerler. Bu davranışları doğrudan gözlemlenmiştir fakat Budak’ın agresif yapısı sebebiyle gözlem süresi bir hayli kısaydı. Bunun yanı sıra, cesetlerin üzerinde bulunan Kehribar bolluğu bu görüşü desteklemektedir.
Şu anda bu iddiayı destekleyecek kanıt sayısı az olsa da, Budak’ın büyüdüğüne, bir süre sonra tünellerde dolaşamayacak kadar büyük olduklarına ve en nihayetinde duvarlarla kaynaşarak kendilerini Kök Sistemi’nin bir parçası yaptıklarına dair bir bazı tahminler vardır. Dev Budak hakkındaki son iddialara gelince, bu söylentileri destekleyecek herhangi güvenilir bir kaynak olmadığına dikkat edilmelidir. Ancak, bu bilgiler doğru olsa dahi, böylesine görünür şeylerin nadir olması sadece çok az sayıda Budak’ın bu kök devletinin bir parçası olmak için yeterince büyüdüğünü öne sürer.
Budak’ın doğal ömrü ya da sosyal davranışları hakkında bilinen şeyler çok azdır çünkü Kök Sistemi’ne yapılan gözlemsel keşifler oldukça zordur. Bu yaratıkların oldukça bölgesel varlıklar olduğunu kesin bir şekilde biliyoruz. Budaklar söz konusu tünelleri olunca öyle korumacı olurlar ki görüş alanlarına girmiş kimselere karşı agresif davranırlar. İşte bu yüzden sosyal sistemleri hakkında çalışma yapmak imkansızdır. Ancak, bu davranış bize boş vakitlerimizde üzerinde çalışabileceğimiz bir sürü ceset sağlamıştır.
Budak cesetlerini incelediğimizde, bu yaratıkların tamamen bitkisel materyallerden yapıldığını net bir şekilde gördük. Kabuk ve yapraklarla kaplanmış, zamanla diğer bitki parçacıklarına benzer şekilde ayrışırlar. Budak’ı ya da bir parçasını toprağa “dikmeye” çalışmak için yapılan tüm çalışmaların en basit haliyle ahmaklık olduğu kanıtlanmıştır. Şu ana dek, Budak’ın nasıl yeniden türediğini, işin doğrusu bilmiyoruz.
Otopsi sırasında, diğer duyarlı yaratıklarda olduğu gibi beyine benzeyen hiçbir şey bulmadık. Ortada diğer Budakları kontrol edebilen “Kraliçe Budak”ın olabileceğine dair görünürde doğrulanmış kanıt olmamasına rağmen bu, bir tür kovan zihniyeti iddiasını akla getiren simbiyotik bekçi teorisine sağlam katkıda bulunuyor. Eldeki diğer mevcut açıklamaya göre bu yaratıkları hareket ettiren şey büyüdür, ancak bu yazar zor sorunların bu şekilde çözmenin mantıklı teori üretimi açısından zarar verici bulur.
Sonuç:
Karışık Kök toprakların altında tüneller açan, her ay ufak ufak büyüyen bir yaşayan organizmadır. Adadaki hemen hemen tüm bitkiler bu Kök Sistemine bağlıdır. Bu Sistemin duvarlarına yapılan ağır saldırılar, doğal savunma sisteminin bir parçası olan Kehribar oluşmasına sebep olur. Kök Sistemin, onu koruyormuş gibi davranan ve belki de hem filetik hem de fizyolojik olarak bizzat Sisteme bağlı olma ihtimali bulunan Budak ile arasında simbiyotik bir ilişki vardır. Kısacası, kendi koruyucusuna-bakıcısına kendi karar veren, toprağın altında fark edilmeden büyük oranda büyüyen bir yaşayan bir sistem var elimizde.
[Bu kısımda, editörler olarak yazarın “kök mağaraları”ndan birinin girişinde ölü olarak bulunduğu aktarmak istiyoruz. Ayrıca, burada bahsi geçen fikirlerin yazara ait olduğunu okuyuculara tekrar hatırlatmak isteriz. Yazar tarafından çalışmalarında istihdam edilen mantıklı metotları inkar etmemekle birlikte, büyünün sadece Lordumuz Sheogorath’ın birçok muhteşem Lütfundan olduğunu bilmenin kâfi olduğunu da inkar etmiyoruz. Bunun yanı sıra, net bir şekilde vefasızlık gösteren ikinci kısmı eklememeyi düşündük. Ancak gazeteciliğin getirdiği dürüstlük ve cömert dul eşinin isteği üzerine sonradan eklemeye karar verdik.]
Son Söz:
Ve şimdi, sapkınlığa yaklaşan teorik tartışmaya (ki günün birinde benim sonumu getirecek olan şey olan) doğru girişimde bulunacağım ancak iyi veya kötü sonucu olacak olmasına rağmen bunu ileri taşımalıyım.
Yaygın inanışa göre Lordumuz Sheogorath topraklarımızı iki meşrep ile kutsamıştır, Dahi Diyarı ve Deli Diyarı. Ancak, birçok araştırma ve muhakemeden sonra, birbirinin son derece zıttı olan bu bölgeleri bize emanet ettiğin bizzat diyarın olduğuna inanıyorum!
Bu teorimi kanıtlamaya çalışırken zekice tasarlanmış bir deney gerçekleştirdim. Eğer sıradan bir bitkiden çiçek koparın, kesin ve sapı koparıp içi boyalı bir suya yerleştirin. Yaprakların yavaşça boyanın rengini aldığını göreceksiniz. Bitkinin damarlarının boyayı yapraklara taşıdığı açııkça ortada.
Şimdi, diyarın Deli Diyarı tarafına bakınca renklerin kasvetli ve kara olduğunu, Dahi Diyarı tarafına baktığımızda ise parlak ve rengârek olduğunu görüyoruz. Kök Sistemin ve ona bağlı olan Budak’ın Deli Diyarı topraklarından renkleri akıtarak Dahi Diyarı topraklarına verdiğine inanıyorum!
Hangi amaçla yapıldığı belli değil, ancak araştırmalarım renklerin damarlar aracığıyla nasıl taşındığını gösteriyor. Dev Kök Sistemi tünel ağından daha büyük bir bitki damar sistemi var mı?Öyleyse bu Sistemin Dahi Diyarı ve Deli Diyarı’nın kuvvetlerinin kanalı olduğu apaçık ortada değil mi?
Bu Kök Sistemi’ne bağlı bitkileri ve ağaçların meyvesini yemiyor muyuz, canavarlar onlardan beslenmiyor mu, yapraklarından düşen suları içmiyor mu? Onların sporlarını ve çekirdeklerini taşıyan havayı içimize çekmiyor muyuz? Çöplerimizi toprak içine emsin diye dışarı atmıyor muyuz? Böylelikle ayaklarımızın altındaki dev Kök Sistemi’ne bağlı değil miyiz? Elbette onunla beraberiz, bütünüz!
Kök Sistemi bizleri Dahi Diyarı’nın parlak renklerinde besliyor, yüreğimizi tutku ve duygularla dolduruyor, bize güçlü arzular veriyor ve tüm bunları Deli Diyarı’ndaki dostlarımızından çalarak gerçekleştiriyor, onları karanlığa gömüyor, çaresiz halde, öfkeli, berbat ve rahatsız bir halde bırakıyor, bu gün gibi aşikâr!
“Armağan”larımızın kaynağı Sheogorath değil. Bizi dengesizleştiren bizzat diyardır!
Budak bu parazit sürecinin hizmetkârı ve yaşam kaynağıdır.
Eğer tüm Budakları öldürseydik, denge eski haline gelmiş olurdu!
Dahi Diyarı biraz daha az parlak olurdu, doğru ancak Deli Diyarı’nda daha az karanlık olurdu.
Bizler ve içinde bulunduğumuz dünyamız tekrar bir bütün olurduk!
Sheogorath’ın müşterek fantezisine olan inancınızı bırakın artık!
“Armağanlarınıza” olan inancınızı bırakın!
Budakları ve Kök Sistemini yok etmeliyiz!
Bizi kibirli ve ilgisiz hükümdarlara inandırmaya zorlayanları, duygularımızla ve huzurumuzla oynayanları yok etmeliyiz!
Silahlanın, kardeşlerim!
Silahlanın!