Kütüphane

Peygamber Arden-Sul

Yeni Sheoth'taki Arden-Sul Türbesi'nin tarihi ve Mania ile Dementia arasındaki yeri.


Cilt II

Türbe

Yeni Sheoth surlarına yaklaşınca, gözleriniz hemen kaçınılmaz harika bir manzaraya dikkat kesilir: yuvarlak bir binadan çıkıntı yapan basit bir kulenin tepesinde yanan mistik bir alev. Bazılarına göre, alev kuvvetin ve rehberliğin işaretçisi; diğerlerine göre ise inançlarının bir alay konusu. Burası birçok ilginç fikir atışmasının merkezidir; İlahlarının iltiması için rekabet eden aynı madalyonun iki farklı yüzü. Olağanüstü bir geçmişi olan pek dikkat çekmeyen bir binadır burası. Burası… Arden-Sul Türbesi’dir.

Türbe Arden-Sul’un hayatının öncesine dayanıyor olsa da, Hem Manialılar hem de Dementialılar Türbe’nin mâzisi için şiddetli bir şekilde mücadele ediyor. Manialılar binanın Yeni Sheoth’dan bile önce var olduğuna inanıyor, Ulu Aydınlanmaya ilk tutulan ve kör olan kişi Arden-Sul idi. Dementialılar ise Türbe’nin Arden-Sul’un Yüz Günlük İşkenceye katlandığı yer olduğunu varsaydı. Ancak, Türbe’nin peygamberin adıyla anılmasının sebebi Arden-Sul’ın hayatındaki olaylar değildi… onun ölümüydü buna sebep olan.

İşte bu noktada, Manialılar ve Dementialılar tekrar fikir ayrılığına düştü. Manialılar Arden-Sul’ın ölümü hikayesi Türbe’de gerçekleşen harika bir akşam eğlencesiyle başlıyor. Olay bitmek tükenmez bilmeyen alkol ve Yeşiltoz ile doluydu. Arden-Sul ve 213 müridi,dansın, ezginin ve zinanın bol olduğu, hakikaten neşeli ve bir o kadar aşırı eğlenceli bir cinsel cümbüş ile meşgullerdi. Kutlama ve olay gitgide artan bir noktaya ulaştığında, Arden-Sul’un müritleri birer birer yere yığılmaya başladı –yaşam kaynakları bedenlerinden zemin kıpkırmızı olana kadar çekiliyordu. Aşırı hazcılıkları bir zarara dönüşmüştü ve kalplerinin patlamasına yol açmıştı. Detaylar kesin olmasa da, Arden-Sul’un yüzüne inmiş saf bir mutluluk son ölen kişi öldüğü söyleniyor.

Dementialıların Arden-Sul’u ölüme götüren olaylar hakkındaki hikayesi ise daha köklüdür. Günün birinde müritlerinden birinin ona ihanet edeceğinden ve sırtından bıçaklayabileceğinden korkan Arden-Sul, bir insanın ruhunun derinliklerini görmek ve asıl duygularını ortaya çıkarmak için bir yöntem aramaya başladı. Kapsamlı bir araştırmadan sonra, insanların iç organlarına gözlemlemeye dayalı olan kehanet bilimini varlığını keşfetti. Kafasında bu bilgiyle, müritlerini Türbe’ye çağırdı. Müridleri Arden-Sul’un verdiği şarabı içtikten sonra, aniden felç olduklarını hissettiler… etraflarında neler olup bittiğini görebiliyorlardı ama hareket edemiyorlardı. Daha sonra, Arden-Sul felce uğramış müritlerinin hala atmakta olan kalplerini tek tek kesti ve yaşam kaynaklarını okudu. 213 kalbi kestikten sonra, henüz hainin nerede olduğunu bulamadı. Öfkelenmişti, bıçağı göğsüne doğru götürdü ve kendi kalbini söktü aldı. Gözlerinin feri sönmeden önce, Arden-Sul ironik gerçeği fark ettiğini anladı; hain oydu, kaderinde de kendini öldürmek vardı.

Bu hikayelerden birini ciddiye alıp almamanız çok da bir şey ifade etmiyor. Gerçek şu ki Türbe hâlâ saygı duyulan bir peygamberin ölümü için önemli bir yer arz ediyor. Bina, Manialılar ve Dementialılar arasında paylaşıldı ve Lord Sheogorath’ın arzusuna bağlı olarak, tercih ettiği taraf orayı yöneten grup oldu.