Kütüphane

Fenroy’un Saçmalıkları

Hücresinde kendi kanıyla yazan Fenroy'un ölümünün ardından derlenen parçaları.


[Aşağıdaki parçalar, yazarın kendi ellerinden gelen zamansız ölümünden kısa bi süre hücresinden toplanmıştır. Çarşaflara ve zeminin yalın taşına yazmak için kendi bedensel sıvısını mürekkep olarak kullanmıştır, bazı kopyalar editörlerin en iyi varsayımları aracılığıyla yazarın gerçek niyetinin belirtir.]

Annem sebebi yok derdi

Öyle olacak derdi

Annem yalan söylerdi

Görürdüm yağmuru, hissederdim yağmuru

Sadece meltemi hissederdim

Saklanıyor birisi

Eğer yürürsem ormanın içinden, kuşlar keser ötüşmeyi. Konuşurlar benim hakkımda. Biliyo’m, eminim. Yüzüme karşı konuşmaya cesaretleri yok, korkuyorlar.

Tekne mekne

Hendek mendek

Ceket meket

Duba muba

Teke meke

Belge melge

Yazma mazma

gizliisimgizliisimgizliisim

Ben bakmıyorken bana dokunur

Bazen insanların günleri hakkında konuştuğunu duyarım. Aileleri hakkında, hava hakkında, dün ve yarın hakkında konuşurlar. Ne kadar da iyi bir gündü ve günün nasıldı ve iyi günler derler. Ben de konuşma konuşma konuşma konuşma derim. Neler yaşadığını elaleme anlatırken nasıl eğlenebilirsin ki? Zaman dediğin özel bir şey. Ejderha zamanını hepimizden saklar, parçalara böler. Zamanınızı kendinize saklayın. Ben kendiminkini baya güzel kilitledim. Hem de kimsenin bulamayacağı bir yere. “Onun” bile.

Tut beni şimdi

Nazikçe sars beni şimdi

Gözyaşlarım yanyor, canım

Getirme musibet şimdi

Getirme musibet şimdi

Tut nefesini şimdi, büyük bir nefes tut şimdi

Son kez kes soluğunu şimdi

Bitti işte işimiz

Hep konuşur o, ama boş konuşur. Konuşur da konuşur. Hadi konuşalım. Asla iş yapmaz. Hep konuşur. Sözleri anlamsızdır. Havada süzülürler. Salınmış gaz gibi dağılır. Susturun şunu. Susturun şunu konuşmasın benimle.

Kadınlarla konuşurken hep tedbirlidir. Bizim görmediğimizi görür kadınlar onda. Bir gülümseme. Bir imâ. Bize anlam ifade etmezler, ama onlara her şey eder. Biz gülümseyince somurturlar bize. Dik dik bakarlar öyle. Dikkatlice izle onları. Dünyaya hükmederler; ama bunu bilmezler.

Şüpheciyim ben? Hem evet hem hayır.

Bugün yiyecek getirdiler bana. Zehirli olduğunu bildiğim halde yedim bende. Kara un ve kenevir katmışlardı içine. Beni susturacağını, sakinleştireceğini sandılar. Ben bilirim daha iyisi. Bazen ekmeği çiğner ve hücremin kenarlarına tükürürüm. Kimsenin ruhu duymaz. Sıçanlar gelir yer bir süre sonra. Beni değil, onları susturur, sakinleştirir. Ben sıçanları yeyince de, zehrin etkisi azalmış olur. Ve onların anılarını da kazanırım.

Aptallıkla uğraşmak zorunda olduğumun adil olduğuna inanmıyorum. Ya da kalın kafalılıkla. Ya da ukalâlıkla. Bana emir verirler hala, şuraya git ve şunu, bunu ye ve şunu öldür gibi. İsimlerini bildiğimden bihaberler. Eninde sonunda onları haklayacağım ve kuralları uygulayacağım.

Sadece bekle ve gör

Güzel İlahlar gelir ve gider, ama

Tüm Lordlar düşer elbet

Bir İlah’da ölümlü olarak uyanır

Eğer hatalarımdan ders çıkarırsam, sonunda hata yapmaya son verebilir miyim? Başarabileceğim bir denge oluşur mu, kendimle harika bir ahenk uydurabilir miyim? Yapılacak hataların olmadığı noktaları arayabilir miyim? Tüm dersleri öğrenebilir miyim? Bu olduğunda, ölür müyüz peki? İlahlar bizi ister mi ki?

Belki de tüm köpekler kasıtlı olarak dışarı çıkıyordur. Belki bir karar kasıtlı olarak alınıyordur. Bir rüya aşırı derece çılgın olabilir mi? O biliyor. O biliyor. O biliyor.

Hikayeler çocuklar ve hayalperestler içindir. Şiir zayıflar ve kafayı sıyırmışlar içindir. Destanlar rezilliği ve zaferi kötüler. Akılları okuyun, kelimeleri değil.

Sanırım gitme vakti geldi. O hala kafamın içindi, ama eğer susarsam gider galiba. Shh. Shh.