Kütüphane

Charwich ve Koniinge’nin Mektupları

Charwich ile Koniinge'nin Azura'nın Yıldızı peşindeki yazışmaları.


Bölüm 1

6 Gün Doğuşu, 3Ç 411

Kambria, Ulu Kaya

Sevgili Koniinge,

Umarım sen Sadrith Mora’dayken mektubum sana ulaşır. Senden haber almayalı haftalar oldu ve umarım adresin de değişmemiştir. Kuryeye seni bulamadığı takdirde nereye gittiğini soruşturması için de fazladan para verdim. Göreceğin üzere, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra nihayet Bhoriane’den Ulu Kaya’daki en sevdiğim prenslik olan ve şaşırtıcı şekilde kültürlü ve etkileyici olan Kambria’ya vardım. Gelir gelmez, ayağımın tozuyla kütüphanelerden birine kapanıp araştırmalara başladım. Yerel halk ile kısa zamanda samimi oldum. Belki yanılıyorumdur ama gizemli dostumuz Hadwaf Neithwyr hakkında ilginç bilgilere ulaşmış olabilirim.

Bu kasabadaki herkes bir şekilde onun adını duymuş, hatta kimisi ona derin hayranlık besliyor. Hadwaf Neithwyr şehirden ayrıldıktan sonra, salgın da sona ermiş. Kimse bunun bir tesadüf olduğuna inanmıyor.

Burada yaptığım bazı görüşmeler neticesinde, onun tek inandığı tanrının Azura olmadığı kanısına vardım. Daedra’yı çağırıp da kendisine sunulan Yıldız’ı kabul etmesi, Baliasir adında biri için yaptığı işin bir parçası olabilir. Belli ki Neithwyr, Baliasir için çalışıyormuş ama ona çalışan diğer adamların ağızlarını aradığımda ne hangi sektörde iş yaptığıyla ne de Neithwyr’in onun için ne yaptığıyla ilgili tek kelime bilgi alamadım. Burada insanlar İş ve Ticaret Tanrısı Zenithar’a tapıyorlar çoğunlukla, dolayısıyla insanlar rüşvete çok ılımlı bakıyor, ki bu da amacıma (yani amacımıza) hizmet ediyor. Ama yine de bir yere kadar işime yarıyor. Çünkü taş ocağıyla ilgili elle tutulur herhangi bir bilgi toplayamadım. Günlerce sorup soruşturduktan sonra, yaşlı bir kadın bana fazla uzakta olmayan Grimtry Garden adında bir köyden bahsetti. Oraya gidip mezarlık bekçisi ile konuşmamı tavsiye etti. Derhal yola çıktım.

Detaylara girmeye başladığımda sabırsızlanırsın, bilirim. Breton mimarisine de hiç ilgi duymazsın ama benim gibi Ulu Kaya’nın ortasına düşseydin şayet, eminim ki bu ilginç köyü ziyaret etmeyi kendine destur edinirdin. Ulu Kaya’daki çoğu yerleşke gibi, buranın da etrafı yüksek bir sur ile çevrili. Güzel bir görüntü vermesinin yanı sıra, aynı zamanda bu, mıntıkanın girdaplı tarihinin de bir kalıntısı ve yerleşkeye, arada sırada civarda hoyratça gezinen doğaüstü yaratıklara karşı da bir savunma kalkanı vazifesi de görüyor. Bu konuya az sonra geleceğim.

Mezarlığın yerleşkenin epey dışında olduğunu öğrendim. Köy ahalisi, bekçi ile konuşmak için şafak vaktini beklemem gerektiği konusunda beni uyardı, ancak vakit kaybetmek istemiyordum ve merakıma yenik düştüm. Ağaçlığın içinden geçerek ıssız mezarlığa ulaştım ve yaşlı, paytak bir adam olan bekçi ile karşılaştım. Bana civar bölgenin lanetli olduğunu ve bir an önce terk etmemi, aksi takdirde başıma tehlikeli şeyler geleceğini söyledi. Ben de ona Hadwaf Neithwyr ve patronu Baliasir ile ilgili bildiklerini anlatmadıkça oradan gitmeyeceğimi söyledim. İsimlerini duyduğu anda, kırık mezar taşlarına çarpıp sendeleyerek kaçmaya başladı. Ben de peşine düştüm.

Devasa bir mahzenmezarın içine girmek için çabaladığını gördüm ve takip ettim. İçeride hiç ışık yoktu ama neyse ki akıllılık edip önceden yanıma bir iki meşale almıştım. Ateşi yakmamla beraber bir kurt uluması gecenin sessizliğini yarıp geçti, bekçi sadece Neithwyr ve Baliasir hakkında konuşmayı sevmediği için kaçmamış meğer. Kurtadam, puslu karanlığın içinden kapkara silüetini gösterdi. Ağzı açıktı ve Keskin Dişlerinin arasından salyaları akıyordu. Gözlerindeki bakışlar mezarlık bekçisininkilerle aynıydı, tek farkı bu defa yırtıcı bir hayvanın avına baktığı gibi bakmasıydı.

O anda üç şey yapmak geçti aklımdan. İlki, doğal olarak kaçmaktı. İkincisi savaşmak. Şayet kaçarsam mezarlık bekçisini bir daha asla göremem ve sorularım cevapsız kalırdı. Onunla dövüşürsem de yaratığı yaralayabilir hatta öldürebilirdim ve bu da hiç hayırlı olmazdı. O yüzden aklımdaki üçüncü seçeneğe yöneldim: yerimde kalıp, şafak sökene kadar mezardan dışarıya çıkmasına izin vermeyecek ve bekçi tekrar insana dönüşsün diye sabah olmasını bekleyecektim.

Onunla zırhsız silahsız dövüşmeye başladım ama yenmek için değil, sadece vahşi bir köpek gibi yabani­leşmesini engellemek için. Zihnimde her daim tehlike çanları çalıyordu ama yaralanmaktan korkmuyordum, korktuğum şey likantropi denilen korkunç hastalıktı. Savuşturduğum her pençe darbesinde, kurtulduğum her ısırma girişiminde bu hastalığın tehlikesi vardı. Üzerime her atıldığında kenara çekiliyor, ancak kaçıp gitmesin diye de mesafeyi yakın tutuyordum. Ben sürekli savunma halinde ve o da hep kaçıp kurtulma ya da beni öldürme veya her ikisini birden yapmaya çalışma çabası içinde saatlerce dövüştük. Hiç şüphesiz, kurtadamların normal insanlara göre çok daha fazla enerjisi vardır, ancak sonuçta bu bir mahlukat ve enerjisini nasıl kontrol edeceğini bilmekten aciz. Şafak söktüğünde, ikimiz de yorgunluktan harap bitap düşmüştük, ancak sabrın sonu selamet oldu ve yaratık tekrar insana dönüştü.

Öncekine göre daha dost canlısı görünüyordu. İşin aslı, bütün gece onu mezarlıkta tutmak için sarf ettiğim çabayı öğrendiğinde son derece hatırşinas bir tavır takınmaya başladı.

Ondan öğrendiğim bilgiler şöyleydi: Neithwyr Ulu Kaya’ya hiç dönmemişti. Yaşlı adamın bildiği kadarıyla hâlen Morrowind’de bir yerdeydi. Kız kardeşi Peryra’nın mezarını da ziyaret ettim ve muhtemelen Neithwyr’in, patronu ile kız kardeşi vasıtasıyla tanışmış olduğunu öğrendim. Kendi zamanında çok tanınmış bir metres olduğunu söyleyebilirim ve çok sık seyahat ettiğini de. Ancak ebedi istirahate kavuşmak için memleketine geri dönmeyi tercih etmiş. Neithwyr’in aksine, Baliasir elimin erişebileceği bir uzaklıkta. Müphem bir karakteri var, bekçinin dediğine bakılırsa son zamanlarda Wayrest’de Kraliçe Elysana’ya yalakalık yapmakla meşgulmüş. Bir an önce yola koyulacağım.

En kısa zamanda bana cevap yaz ve durumundan beni haberdar et. Bir hafta içinde Wayrest’deki arkadaşım Leydi Elysbetta Moorling’in evine varmış olacağım. Eğer Baliasir’i oradaki sarayda bulabilirsem, Leydi Moorling ikimiz için bir tanışma faslı ayarlayacaktır.

Gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki; Azura’nın Yıldızı’na çok yaklaştık.

Dostun,

Charwich

Bölüm 2

3 Son Cemre, 3Ç 411

Tel Aruhn, Morrowind

Sevgili Dostum Charwich,

Sadrith Mora’daki adresime yolladığın 6 Gün Doruğu tarihli mektubun daha geçen hafta elime geçti. Sen Hadwaf Neithwyr’i bulma çabalarından bahsetmeden önce sana nasıl ulaşabileceğimi bilmiyordum. Şimdi mektubunda bahsettiğin Wayrestli hanımefendi Leydi Elysbetta Moorling adına bu mektubu gönderiyorum. Umarım oradan ayrılmış olduğun takdirde bu mektubu sana bir şekilde ulaştırır. Ve yine umuyorum, mektup tez vakitte eline geçer. En yakın zamanda bana bir cevap yaz ki bir sonraki adımımızı müşterek atalım.

Benim maceralarım iki kısma ayrıldı, mektubunu almadan öncesi ve aldıktan hemen sonrası. Sen batıda Azura’nın Yıldızı’nın akıbetini araştırırken, ben de onu burada, dediğine göre Neithwyr’in Daedra Prensesini çağırıp yıldızını aldığı yerde araştırdım.

Ben de senin gibi Neithwyr hakkında bir şeyler bilen, hatta onu tanıyan insanlar bulmakta zorluk çektim. Aslında, sen İliac Koyu’na gittikten kısa bir süre sonra, Neithwyr’in törenini nerede yapacağını bilen biriyle tanıştım ve vakit kaybetmeden Tel Aruhn’a geldim. Muhalif Rahiplerdan biri olan Minerath adındaki bağlantımla iletişim kurmam biraz zaman aldı. Morrowind’in büyük güçleri, Tapınak ve Üçerkiller, Tarikatlere kötü davranma eğilimi gösteriyorlar. Onların kökünü kazımak için şimdiye kadar herhangi bir girişimde bulunmamış oldukları halde, çok yakında böyle bir olay yaşanacağına dair dört bir yanda söylentiler dolaşıyor. Bu da Minerath gibi Rahipleri geriyor ve paranoyaklaşmalarına sebep oluyor. Randevulaşması zor insanlar yani anlayacağın.

Rahip, eninde sonunda, kiralık bir odası bile olmayan Pot and Plaster adında küçük bir tavernada benimle buluşmayı kabul etti. Alt katında, tavernaya ait bir masanın etrafına toplanmış birkaç tane kapüşonlu cübbeli adam vardı, önce üstümü başımı aradılar. Tabii silahım filan yoktu. Biliyorsun işleri kaba kuvvetle halletmek hiç de tarzım değildir.

Zararsız olduğumu anladıktan sonra, içlerinden bir tanesi örtüsünü açtı ve bu kişinin Minerath olduğunu anladım. Ona sözüm olan altınları teslim ettim ve Hadwaf Neithwyr hakkında bildiklerini anlatmasını istedim. Bu ismi çok iyi hatırlıyordu, Yıldız’ı aldıktan hemen sonra, onun Ulu Kaya’ya dönmek üzere yola çıktığını söyledi. Anlaşılan orada yarım kalan bir işi varmış, belki de Azura Yıldızı ile yapacağı vahşice bir eylem. Bildikleri bu kadardı ve ben de başka ne soracağımı bilemedim.

Oradan ayrıldım ve senin Neithwyr’i hatta belki de Yıldız’ı bulduğunu umarak mektubunu beklemeye başladım. İtiraf etmem gerekirse, Morrowind’de aylak aylak dolaşırken uzun süre senden haber alamayınca kişiliğinle ilgili aklıma kötü şeyler geldi. Böyle söylediğim için bağışla ama Yıldız’ı bulduğundan ve kendin için aldığından kuşkulandım. İşin doğrusunu söylemek gerekirse, mektubun bana ulaştığı sırada, Ulu Kaya’ya bizzat gelmek için planlar yapıyordum.

Grimtry Garden mezarlığında başından geçenler, likantropik mezarcı ile yaşadığın maceralar ve edindiğin bilgiler beni cesaretlendirdi ve Minerath ile bir kez daha buluşmaya karar verdim. İşte maceramın ikinci kısmı da burada başlıyor.

Rahibin gizli toplantılar yapmak için sık sık oraya takıldığını düşünerek tekrar Pot and Plaster tavernasına gittim. Onu bulmam biraz zaman aldı ama sonunda buldum. Şansıma bu sefer yalnızdı. Adını söylediğim anda beni ite kaka karanlık bir sokağa getirdi. Etrafta bir Tapınak devriyesi olmasından ve ismini işitmiş olabileceklerinden endişeleniyordu.

Kurbanın, katilini kendi elleriyle gözden uzak, ıssız bir noktaya sürüklemesi ender görülen bir güzelliktir.

Ona Neithwyr’in esrarengiz patronu Balisair hakkında bildiklerini sordum. Bir an tereddüt ederek, ismini bile duymadığını söyledi ama ona inanmadım. Sakin sakin konuşmayı sürdürürken, birden ona doğru atıldım. Tabii bunu hiç beklemiyordu. Bazı durumlarda, bu yöntem arkadan saldırıp boğazlamaktan çok daha etkili olabiliyor. Kaç defa güzel güzel konuşurken aniden karşımdakinin boğazına sarıldıysam, onları her seferinde hazırlıksız yakalayıp şaşkınlığa uğratmışımdır.

Gırtlağının hemen altındaki yumuşak noktaya sertçe bastırdım. Saldırıma karşılık vermesi ve beni uzaklaştırmaya çalışması biraz zaman aldı. Yavaş yavaş bilincini kaybetmeye başlayınca, kulağına eğilip fısıldayarak, nefes alması ve konuşması için boğazını bırakacağımı, eğer kaçmaya çalışırsa veya bağırırsa boynunu kıracağımı söyledim. Onaylar gibi başını salladı, ben de yavaşça elimi gevşettim.

Ona bir kez daha Baliasir’i sordum ve başını iki yana sallayarak bu adı daha önce hiç duymadığını tekrarladı. Çok korkmuş olduğundan anladığım kadarıyla doğruyu söylüyor olabilirdi, bu yüzden ona bu defa da Hadwaf Neithwyr hakkında bilgisi olan birilerini tanıyıp tanımadığını sordum. Kendisinin bilmediğini, ancak ayinde bulunmuş olan ve aynı zamanda kız kardeşi olduğunu söylediği bir kadının bana yardımcı olabileceğini söyledi.

O anda mektupta söylediğin şeyi hatırladım. Neithwyr’in kızkardeşi Peryra’nın mezarını ziyaret etmiştin. Rahibe, teyit etmesi için o ismi söyledim ve evet anlamında başını salladı, ben de konuşmayı daha fazla uzatmakta bir yarar görmedim. Açıktır ki, adamın her soruma evet demesi gibi bir durum vardı ortada. Oracıkta Minerath’ın boynunu kırdım ve eve döndüm.

Yani şu an dönüp dolaşıp tekrar başa döndüm. Bir sonraki adımımın ne olması gerektiğini bilmiyorum. Sonradan biraz daha soruşturdum, Neithwyr’i hatırlayan veya tanıyan birilerini aradım. Bazıları onu bir kadınla birlikte gördüğünü, bazıları da bu kadının onun kız kardeşi olduğunu iddia ediyor. Bir ya da iki tanesi de adının Peryra olduğunu ama emin olmadıklarını söylüyor. Fakat daha önce hiçbiri Baliasir adına birini duymamış.

Eğer senden birkaç hafta içinde yanıt alamazsam, ben de Ulu Kaya’ya doğru yola çıkacağım çünkü birçoğu Neithwyr’in oraya döndüğüne inanıyor. Burada kaldığım süre boyunca da, daha fazla bilgi öğrenebilmek için soruşturmalarıma devam edeceğim. Morrowind, şimdilik bizi amacımıza, yani Azura’nın Yıldızı’na yakınlaştırabilecek olan tek yer.

Dostun,

Koniinge

Bölüm 3

13 Son Cemre, 3Ç 411
Wayrest, Ulu Kaya

Sevgili Koniinge,

El yazımın çarpık çurpuk olmasını maruz gör, lakin fazla ömrüm kalmadı. Yazdığın mektubun sadece bir bölümüne cevap verebilirim. O da korkarım Baliasir’in, düşündüğümüzün aksine son derece gerçek olduğu. Sadece mezarcının hayal ürününün bir parçası olsaydı, şu anda bu satırları yazarken canımın bedenimden çekildiğini hissediyor olmazdım.

Leydi Moorling şifacı çağırmak için gitti, ancak zamanında yetişebileceklerini sanmıyorum. Sadece sana neler olduğunu anlatsam yeter, ondan sonra bu dünyadaki vazifem bitiyor. Durumumun avantajlarından biri, her zaman yaptığım gibi lafı dolandırmadan direkt sadede gelmek zorunda olmam. En sonunda bunu takdir edeceğini düşünüyorum.

Wayrest’e geldiğimde başladı her şey. Arkadaşım Leydi Moorling ve saraydan tanıdığı bağlantıları sayesinde Baliasir ile bizzat tanıştım. Dikkatli davranmam gerekiyordu çünkü uşağı Hadwaf Neithwyr tarafından temin edilen ve onda olduğunu düşündüğüm Azura’nın Yıldızı hakkındaki tasarılarımızdan kuşkulanmasını istemiyordum. Kraliçe Elysana’nın sarayında, diğer saray mensupları gibi onun da büyük söz hakkı vardı. Mistisizm Okuluyla ilgili konulara geldiğinde, diğerlerine göre ayırıcı özelliklerim olduğunun ortaya çıkması zor olmadı. Ötekilerin çoğu büyülü eşyalar ile ilgili ikna edici konuşmalar yaparken, görünüşe göre sadece onunla ikimiz bu nesne hakkında derin bilgilere sahiptik.

Mesleği büyücülük olmayan birçok asil veya maceraperest, okullarda bir ya da iki tane yenilenme, yıkım gibi büyüler öğrenir. Baliasir’e daha önce bunların hiçbirini öğrenmediğimi (ah, ama şimdi okullarda keşke bir iki şifa büyüsü öğrenmiş olsaydım diyorum) ama şimdi mistisizmde kendimi biraz geliştirdiğimi söyledim. Bir Psijic kadar değil elbet ama telekinezi, kilitleme ve büyü savuşturma gibi alanlarda amatör bir yeteneğimin olduğunu söyledim. Bana iltifat etti. Şimdi fırsat bu fırsat deyip, mistisizmin bir dalı olan ruh kapanı konusunu açtım.

Bu büyü hakkında bir şey bilmediğimi ama çok merak ettiğimi söyledim. Ve kendimden emin bir şekilde, sınırsız bir ruh kapanı olan Azura’nın Yıldızı konusunu gündeme getirdim.

Kulağıma doğru eğildi. O anki heyecanımı düşünsene, bana, “Eğer çok merak ediyorsan, yarın gece şehrin batısındaki Klythic’in Mezarı’na gel.” dedi.

O gece gözüme uyku girmedi. Aklımdaki tek şey şuydu: Yıldız’ı bana gösterse bile onu nasıl ele geçirecektim? Baliasir’i hiç tanımıyordum. Ne geçmişini ne de sahip olduğu güçleri biliyordum. Ama bu fırsatı kaçıramazdım. Bir de beni yakalamak için buraya gelmeyi planladığını söylemişsin ya, buraya vaktinde gelmeni umut ettiğimi inkâr edemem. Bu maceraya atılırken yanımda bana cesaret verecek birilerinin olması hiç de fena olmazdı.

Bunları yazarken gücüm gittikçe tükeniyor. O yüzden kısa bir özet geçeceğim. Ertesi gece mezarın olduğu yere gittim, Baliasir beni mahzenmezarın labirentli koridorlarından geçirerek Yıldız’ın olduğu yere kadar bana eşlik etti. Gayet normal bir konuşma yaparken, senin de sık sık söylediğin gibi, planı devreye sokmak için mükemmel bir zamandı. Yıldız’ı kaptığım gibi süratli bir şekilde kılıcımı çektim.

Yüzünü bana döndü ve birden kendimi salyangoz gibi yavaş hareket ederken buldum. Bir ışık patlamasıyla Baliasir şekil değiştirip gerçek görüntüsünü ortaya çıkardı. Ne bir insan ne de merdi, haşmetli bir daedra lorduydu. Yıldız’ı bir çırpıda elimden çekip alıverdi ve delinmez zırhında komik bir ses çıkaran kılıcıma bakarak kahkahalar attı.

Ona mağlup olduğumu biliyordum ve kendimi mağaranın koridoruna attım. Baliasir’in pençelerinden çıkan mavi bir ışık büyüsü bana isabet etti. Ansızın, içimde ölümü hissettim. Beni binlerce büyüyle yerle bir edebilirdi ama o, yerde yatarak acı çekmemi ve attığı kahkahaları duymamı istedi. İşin sonunda, ona bu zevki tattırmamaya karar verdim.

Orada çaresiz kıvranırken, mistisizm büyüleri yapabilmem için artık çok geçti ama “Recall” denilen mistik büyüyle en son ruhsal olarak demir attığım yere kendimi ışınlayabilirdim. O anda son demir attığım yeri hatırlayamadım. Belki Iliac Koyu’na giderken yolda uğradığım Bhoriane, belki Kambria veya mezarcıyla tanıştığım Grimtry Garden ya da belki Wayrest’teki ev sahibem. Ama neresi olursa olsun, seninle Morrowind’de bulunduğum sıralarda demir atmamış olmak için dua ettim çünkü derler ki eğer mesafe çok uzak olursa, bu büyüyü yaparken boyutlar arasında sıkışıp kalma ihtimalin de çok büyük olur. Yine de burada Baliasir’in oyuncağı olmaktansa, bu riski göze almayı tercih ettim.

Büyüyü yaptım ve kendimi Leydi Moorling’in sarayının önünde buldum. Mahzenmezarın dışında, daedradan uzakta olmak büyük bir rahatlamaydı ama yine de içimden, keşke kolaylıkla şifacı bulabileceğim bir Büyücüler Loncası veya bir tapınak yakınlarında demir atmış olsaydım diye geçirmeden de edemedim. Yol yürüyemeyecek kadar zayıf düşmüştüm. Son bir gayretle kapıya vurdum ve buraya, bu mektubu yazdığım yere getirildim.

Ben tam da bu satırları yazarken, sevgili Elysbetta, Leydi Moorling gözleri yaşlı ve telaşeli bir hâlde içeri girdiler ve şifacıların her an gelebileceklerini söylediler. Ama onlar gelesiye ölmüş olacağım. Bunların son sözlerim olduğunu biliyorum. Sevgili arkadaşım, bu lanetli yerden uzak dur.

Dostun,

Charwich

Bölüm 4

8 Gün Ağağı, 3Ç 412
Amiglith, Yaztutan Adaları

Dostum Lord Gemyn,

Sizinle sarayda bizzat buluşmaya gelemediğim için beni bağışlayın, ancak trajik ve kaçınılmaz bir şekilde alıkonuldum. Ayrılırken ön kapıyı açık bıraktım, eğer bunu okuyorsanız en azından doğu kanadındaki antre odasına kadar girebilmişsiniz demektir. Bu odaya gelmek için geçtiğiniz koridorların ve odaların güzelliğine de şahit olmuşsundur muhakkak: mermer ve porfirden yapılmış yedi şelale, aynalı havuz, türlü türlü koruluklar, köşebentli kemerler ve sütunlar. İkinci kat, batı kanadındaki suitlerin olduğu yere henüz uğramamış olduğunuzu varsayıyorum. Çünkü oraya gidebilmek için bu odadan geçmeniz ve illa ki mektubumu bulmanız gerekir. Ama inanın, şahane tırabzanlarla, dolambaçlı merdivenlerle, şaşalı salonlarla ve sahip olduğunuz bütün servete bedel yatak odalarıyla döşenip bezenmiş bu villa muazzam bir dekorasyona sahiptir.

Fiyatı biraz fahiş, orası su götürmez ama sizin gibi her şeyin en iyisini isteyen birinin kesinlikle kaçırmak istemeyeceği bir konak. Kapıdan girdiğiniz anda fark etmiş olduğunuz gibi, binanın etrafında muhafızlar için yapılmış bir dizi küçük binalar var. Güvenlik konusunda ne kadar takıntılı olduğunuzu da biliyorum.

Ben aşırı derecede açgözlü biriyimdir. Sizinle burada tanışmak, mülkü bizzat gezdirmek, size köpek gibi yaltaklık etmek ve yapacağımız anlaşmadan güzel bir komisyon bedeli almaktan daha fazla istediğim bir şey yok şu anda. Burayı satın alacağınıza eminim. Lakin affedilemez yokluğum nedeniyle içine düştüğüm ikircikli durum, erken bir saatte, gelişiniz için ayarlamalar yapma amacıyla villaya gelmemle başladı. Koniinge adında bir adam arkamdan sinsice yaklaştı ve boğazıma sarıldı. Sol eliyle ağzımı kapattı ve sağ eliyle tam gırtlağımın altındaki yumuşak noktaya bastırarak beni boğmaya başladı. Birkaç acı dolu dakika boyunca beni boğmaya devam etti.

Şu anda binanın kuzey tarafındaki heykellerin bulunduğu çiçekli alanda, Triminac’ın dönüşümünü tasvir eden eşsiz oyma heykelin yanında, bir yığın yaprağın altında gömülü vaziyetteyim. Burada uzun süre kalacağımı düşünmüyorum: bankadan birileri yakında yokluğumu fark edip beni aramaya başlayacaklardır. Koniinge beni derinlere gömmüş olabilir ama eski ortağı Charwich’in dönüşü için hazırlıklar yapmak istemiş.

Belki de bir parçanız, okumaya devam etmek istemiyordur Lord Gemyn. Antre odasında etrafa bakınıyorsunuz ve aslında pek satın almaya değer bir şey görmüyorsunuz. Bulunduğunuz odaya girmek için kullandığınız kapı arkanızdan kilitlendi ve malikânenin iç yapısını bilmeden koridora doğru kaçmaya kalkışmanızı hiç önermem çünkü sizi çıkmaza götürebilir. Hayır. Okumaya devam etmeniz ve söyleyeceklerimi iyice anlamanız faydanıza olacaktır.

Koniinge, görüşüne göre, Azura’nın Yıldızı’nı ele geçirmek için arkadaşı Charwich ile işbirliği yapıyormuş. Yıldız’ın, Azura’yı bizzat çağırarak ondan alan Hadwaf Neithwyr adında birinde olduğunu öğrenmişler. Neithwyr’in memleketi Ulu Kaya olduğundan, Charwich onu bulmak için oraya gitmiş ve ortağı da Morrowind’de araştırmalar yapmış. Haberleşmeyi mektup yoluyla sağlamışlar.

Charwich, ilk mektubunda Neithwyr’in Baliasir adında bir patronu olduğunu söylemiş ve aslında bu bilgiyi Neithwyr’in kız kardeşi Peryra’nın mezar taşını görerek ve likantropik mezarcı ile tanışarak elde etmiş. Koniinge cevap olarak, Baliasir adlı biri hakkında hiçbir şey öğrenemediğini, ancak Neithwyr’in Yıldız’ı aldıktan sonra Ulu Kaya’ya dönmüş olabileceğini söylemiş. Charwich ise son mektubunu ölüm döşeğinde yazmış. Sonradan, görkemli bir daedra lordu olduğu ortaya çıkan Baliasir ile karşılaşması sırasında ölümcül yaralar almış.

Koniinge arkadaşı için çok üzülmüş ve Charwich’in evinde istirahata erdiği arkadaşı Leydi Moorling’e baş sağlığı dilemek için İmparatorluk’un bir ucundan diğerine, Wayrest’e kadar gelmiş. Biraz sorup soruşturduktan sonra, kadının, Charwich adındaki misafirine ev sahipliği yaptığını, o öldükten sonra da aniden şehri terk ettiğini ve kimsenin onu bir daha görmediğini öğrenmiş. Soruşturmalarına göre, geçen yıl, Son Cemre’nin 13. Gününde, kadının evine kesinlikle herhangi bir şifacı gönderilmemiş. Ve tıpkı Tel Aruhn’da olduğu gibi, Wayrest’te de daha önce Baliasir ismini duyan olmamış.

Zavallı Koniinge’nin inandığı her şey birden altüst olmuş. Boriane ve Grimtry Gardens’a gitmiş. Müteveffa partnerinin geçtiği bütün yollardan geçerek iz sürmüş, neticede Neithwyr’in aile mezarlığının, başka bir yerde, Dwynnen baronluğu denilen küçük bir kasabada olduğunu öğrenmiş. Likantropik mezar bekçisi de şansına insan formunda, oradaymış. Onu sorguya çektiğinde (yine bilindik gırtlak sıkma ve gevşetme tekniğiyle), mezarcı Koniinge’ye, Charwich ile aylar önceki karşılaşmasını anlatmış.

Hadwaf ve Peryra Neithwyr, Dwynnen’e, eskiden yaptıkları işin başına dönmek için geri gelmişler. Yıldız kudretli ruhlara gereksinim duyduğu için, küçük adımlarla işe koyulmaya karar vermişler ve ilk akıllarına gelen, bildikleri aile mezarlığında duran ve yaşlı bir kurtadam olan mezar bekçisini gözlerine kestirmişler. Ne yazık ki, o gece dereyi görmeden paçayı sıvadıklarını acı bir şekilde anlamışlar. Zavallı mezarcı sabah gözlerini açtığında, yanında Neithwyr kardeşlerin lime lime edilmiş cesetleriyle karşılaşmış. Korku ve panik halinde cesetleri ve üstlerindeki bütün eşyaları mahzenmezara taşımış. Charwich geldiğinde ise Azura’nın Yıldızı da dahil her şey, orada yerli yerinde duruyormuş.

Koniinge şimdi her şeyi daha iyi anlıyor. Charwich’den gelen mektuplar hep onu uzakta tutmak için uydurulmuş yalanlardan ibaret. Şüphesiz, Koniinge’nin Yıldız arayışını sonlandırmak ve onu saf dışı bırakmak için, yeni ortağı Leydi Moorling’in de yardımlarıyla, kendi ölümü dahil, yaşadığını söylediği bütün olayları uydurmuş. Bu, kesinlikle arkadaşlık raconuna son derece ters olan ve derhal düzeltilmesi gereken bir durum.

Koniinge’nin eski ortağını bulması altı ay sürmüş. Charwich ve Leydi Moorling, Yıldız’ın gücünden yararlanarak çok zengin olmuşlar. Ulu Kaya’da, Skyrim’de, Yeşilyurt’ta ve Yaztutan Adası’nda hep farklı farklı isimlerle dolaşmışlar. Onlar seyahatlerini sürdürürken, Azura’nın Yıldızı da, bütün güçlü daedra nesnelerinde olduğu gibi, ortadan kaybolmuş. Çiftin elinde yine de büyük servet kalmış, ancak ilişkileri maalesef bıçak sırtındaymış. Alinor’a ulaştıklarında, yollarını ayırmışlar.

Aklınıza şu gelebilir; aylar süren ilişkileri boyunca Charwich mutlaka Leydi Moorling’e Koniinge hakkında bir şeyler söylemiştir, değil mi? Uydurdukları tehlikeli Balisair karakteri ve diğer olaylar akıllarına geldikçe birbirlerine kahkahalar attıklarını düşünmek gayet normal. Ama durum şu; Charwich, sevgilisine Koniinge’nin nasıl bir adam olduğu ve neye benzediği hakkında yalan bilgiler vermiş olmalı çünkü Leydi Moorling (şimdiki adıyla Kontes Zyliana) Koniinge ile karşılaştığında, kim olduğu hakkında hiçbir fikri yokmuş. Beklenmedik bir anda her zamanki gibi kadının gırtlağına bastırarak, eski yavuklusu hakkında bilgi istemiş.

Kadın, ölmeden önce Koniinge’ye, Charwich’in yeni ismini ve onu nerede bulabileceğini söylemiş. Hatta benim adımı bile vermiş. Aylardır iz sürmekle meşgul olduğu için, Charwich’in hangi sarayı satın almak istediğini ve nerede villa bakındığını, hatta mülkü görmek için hangi saate randevu verdiğini bulması hiç de zor olmamış. Geriye yapılacak sadece tek bir şey kalmış; erkenden gelip, beni ayak altından çekmek ve beklemek.

Maalesef hikâyemiz burada bitiyor. Sizi tekrar görmek için sabırsızlanıyorum.

Syrix Goinithi,

Şimdi arkana bak ya da bakma. Sen bilirsin. Dostun Koniinge.