The Elder Scrolls IV: Oblivion Hikayesi


Serinin dördüncü ana oyunu Oblivion’da bir imparatorluğun çöküşüne ve tarihin geri dönülemez bir şekilde değişimine tanıklık ediyoruz. Bu çalışmamızda da oyunun görev akışını anlatıp tadınızı kaçırmak yerine, ana hikayenin lore tarafına odaklanıp evrende olup biteni ele alacağız.

Üçüncü Çağ ve Cyrodiil’e Giriş

Tamriel tarihinde Üçüncü Çağ, İkinci İmparatorluğun çöküşü sonrası Tiber Septim’in kurduğu Üçüncü İmparatorluk ile başlayan, göreceli bir istikrar ve birlik dönemiydi. Cyrodiil, bu muazzam imparatorluğun kalbi, İmparatorluk Şehri ise onun siyasi, kültürel ve ekonomik merkezi konumundaydı. Septim Hanedanı’nın hükümranlığı, Tamriel’in farklı bölgelerini ve ırklarını tek bir bayrak altında birleştiriyordu, ancak bu birlik her zaman pamuk ipliğine bağlı olmuştu. İmparatorluğun istikrarının ve belki de daha önemlisi, Tamriel’in Oblivion’ın Daedrik tehditlerinden korunmasının temelinde mistik bir obje yatıyordu: Kralların Madalyonu (Amulet of Kings).

Bu tılsım, sadece Septim soyunun meşruiyet sembolü değildi; aynı zamanda Zaman Tanrısı Akatosh ile insanlığın ilk İmparatoriçesi Alessia arasında yapılan kadim bir antlaşmanın fiziksel tezahürüydü. Efsaneye göre, Akatosh bu tılsımı Alessia’ya verirken, onun soyundan gelenler madalyonu taktığı ve İmparatorluk Şehri’ndeki Tapınak Bölgesi’nde bulunan Ejderateşi’ni (Dragonfires) yaktığı sürece, Mundus ile Oblivion arasındaki bariyerin güçlü kalacağına söz vermişti. Ejderateşi’nin sürekli yanması, bu koruyucu bariyerin aktif olduğunun bir işaretiydi ve Daedrik Prenslerin Tamriel’a istedikleri gibi müdahale etmesini engelliyordu. Dolayısıyla Septim hanedanının devamlılığı ve Kralların Madalyonu’nun güvende olması, sadece İmparatorluğun siyasi birliği için değil, tüm ölümlü diyarın güvenliği için hayati öneme sahipti.

İmparator VII. Uriel Septim ve Hükümdarlığı

Üçüncü Çağ’ın 433. yılında, Oblivion Krizi patlak verdiğinde İmparatorluk tahtında VII. Uriel Septim oturuyordu. Uriel Septim, uzun ve olaylı bir hükümdarlık sürmüştü. Gençliğinde tahta çıkmış, bilge ve yetenekli bir yönetici olarak İmparatorluğu başarıyla idare etmişti. Ancak hükümdarlığının en büyük sınavlarından birini, güvendiği savaş büyücüsü Jagar Tharn’ın ihanetiyle yaşamıştı. Tharn, İmparator’u bir Oblivion boyutuna hapsetmiş ve on yıl boyunca onun kılığına girerek İmparatorluğu yönetmişti (bu olaylar The Elder Scrolls: Arena’da geçer). Bu karanlık dönem, Tamriel’da büyük kargaşalara ve savaşlara yol açmış, İmparatorluk zayıflamıştı. Uriel Septim, sonunda esaretten kurtulup tahtını geri aldığında, parçalanmanın eşiğine gelmiş bir İmparatorluğu yeniden toparlamak ve stabilize etmek gibi zorlu bir görevle karşı karşıya kalmıştı.

İlerleyen yıllarda VII. Uriel Septim, giderek daha içine kapanık ve düşünceli bir hükümdara dönüştü. Özellikle yaşlılığında gördüğü kehanetvari rüyalar, onu derinden etkilemişti. Bu rüyalar, yaklaşmakta olan büyük bir felaketi, Septim soyunun sonunu ve Tamriel’ın karanlığa gömülme tehlikesini haber veriyordu. Bu kehanetler, İmparator’un son yıllarındaki kararlarını ve endişelerini şekillendirdi. İmparator’un en güvendiği kurum ise, Septim soyuna sarsılmaz bir sadakatle bağlı olan ve İmparatorların kişisel muhafızlığını ve istihbaratını yürüten Blades (Yalımlar) örgütüydü. Blades ajanları, İmparator’u korumak ve onun emirlerini yerine getirmek için hayatlarını adamışlardı, ancak yaklaşan felaketin boyutları onların bile öngöremediği bir seviyedeydi.

Mythic Dawn: Kıyametin Uşakları

İmparator VII. Uriel Septim’in korkularını gerçeğe dönüştürecek olan tehdit, gölgelerde örgütlenen gizli bir Daedrik tarikattan geldi: Mythic Dawn (Şafak Kültü). Bu tarikat, görünürde aydınlanma ve yeni bir çağ vaat etse de, özünde Yıkım, Değişim ve İhtilal’in Daedrik Prensi olan Mehrunes Dagon’a tapınıyordu. Tarikatın tarihsel kökenleri tam olarak bilinmese de, Dagon’a tapınmanın Tamriel tarihinde zaman zaman ortaya çıktığı biliniyordu. Ancak Mythic Dawn, bu tapınmayı sistematik bir organizasyona ve kıyametçi bir ideolojiye dönüştürmüştü.

Tarikatın lideri, karizmatik ve manipülatif bir figür olan Altmer Mankar Camoran’dı. Mankar Camoran, takipçilerine Mundus’un aslında Lorkhan tarafından yaratılmış bir hapishane olduğunu, Daedrik Prenslerin gerçek tanrılar olduğunu ve Mehrunes Dagon’un Tamriel’i fethederek ölümlüleri bu hapishaneden kurtaracağını ve “Cennet” adını verdiği yeni bir gerçeklikte onlara sonsuz yaşam bahşedeceğini vaat ediyordu. Bu çarpık felsefesini, Daedrik Prens’in kendisine bahşettiğine inanılan kutsal kitap Mysterium Xarxes üzerine yazdığı yorumlarla yayıyordu. Bu yorumlar, takipçilerine bir kurtuluş ve seçilmişlik hissi vererek onları körü körüne bir itaate sürüklüyordu. Mythic Dawn ajanları, toplumun her kesimine sızmış, suikastçılar, büyücüler ve savaşçılardan oluşan gizli bir ordu kurmuşlardı. Nihai amaçları, Septim soyunu ortadan kaldırarak Kralların Madalyonu’nun koruyucu büyüsünü kırmak ve Mehrunes Dagon’un Tamriel’i istila etmesinin önünü açmaktı. Onlar için bu yıkım, Tamriel için “yeni ve şanlı bir şafak” anlamına geliyordu.

İmparatora Suikast

Üçüncü Çağ’ın 433. yılının 27 Ağustosunda (Son Cemre), Mythic Dawn korkunç planını uygulamaya koydu. İmparatorluk Şehri’nin altındaki gizli tünelleri kullanarak İmparatorluk Sarayı’na sızan tarikat ajanları, İmparator VII. Uriel Septim’e ve oğullarına (Geldall, Enman ve Ebel) acımasızca saldırdılar. İmparator’un sadık korumaları Blades, saldırıyı püskürtmeye çalışsa da başarılı olamadılar. Bu saldırı sadece bir hükümdarın öldürülmesi değil, aynı zamanda Oblivion Krizi’nin başlangıç işaretiydi.

Mythic Dawn’ın İmparator’u ve tüm bilinen varislerini hedef almasının sebebi açıktı: Septim soyu yok edildiğinde, Kralların Madalyonu’nu takıp Ejderateşi’ni yakacak meşru bir varis kalmayacaktı. Bu durum, az önce bahsettiğimiz gibi Akatosh ile yapılan antlaşmayı geçersiz kılacak ve Mundus ile Oblivion arasındaki koruyucu bariyerin çökmesine neden olacaktı. Nitekim İmparator’un ölümüyle birlikte, İmparatorluk Şehri’ndeki Ejderateşi sönmüş ve Tamriel’in dört bir yanında Oblivion Geçitleri açılmaya başlamıştı. İmparator’un ölümü, hem Septim Hanedanı’nın sonunu getirmiş hem de Tamriel’i Daedrik istilaya karşı savunmasız bırakmıştı. Kaderin bir cilvesiyle, İmparator son anlarında, kehanetlerinde gördüğü yüzü taşıyan, o sırada İmparatorluk Hapishanesi’nde bulunan kimliği belirsiz bir mahkuma Kralların Madalyonu’nu emanet etmiş ve ona gizli tutulan son varisini bulma görevini vermişti. Bu olay, yaklaşan krizde sıradan gibi görünen bireylerin bile ne kadar önemli roller üstlenebileceğinin bir işaretiydi.

Mehrunes Dagon ve Oblivion Krizi

Ejderateşi’nin sönmesiyle birlikte, Yıkım ve Değişim’in Daedrik Prensi Mehrunes Dagon, binlerce yıldır beklediği fırsatı yakalamıştı. Dagon, Daedrik Prensler arasında belki de Mundus’a en fazla müdahale etmeye çalışanlardan biriydi. Doğası gereği statükodan nefret eden, yıkım, devrim ve doğal afetlerle ilişkilendirilen Dagon, ölümlü diyarı kendi çarpık ideallerine göre yeniden şekillendirme arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Tarih boyunca Tamriel’i istila etmeye veya en azından büyük yıkımlar yaratmaya çalışmıştı (örneğin Birinci Çağ’daki Mournhold saldırısı).

Oblivion Krizi, Dagon’un bu hırsının en korkunç tezahürüydü. Mundus ile Oblivion arasındaki bariyer zayıflayınca, Dagon’un kendi Oblivion diyarı olan Deadlands’ten Tamriel’e geçitler açıldı. Oblivion Geçitleri olarak bilinen bu devasa, alevli portallar, Tamriel’in dört bir yanında rastgele beliriyor ve içlerinden Dagon’un orduları – Dremora adı verilen acımasız Daedrik savaşçılar ve diğer korkunç yaratıklar – akın ediyordu. Bu kapılar sadece bir istila aracı değil, aynı zamanda Deadlands’in cehennemi atmosferini Tamriel’e taşıyan, çevresindeki araziyi bozan ve ölümlüler için dayanılmaz bir ortam yaratan yapılardı. Dagon’un amacı sadece askeri bir fetih değildi; aynı zamanda Tamriel’in fiziksel ve metafiziksel gerçekliğini kendi yıkım krallığına benzetmek, Mundus’u kendi Oblivion diyarına katmaktı. Bu, sadece İmparatorluk için değil, tüm ölümlü diyarın varlığı için mutlak bir tehditti. Kvatch şehrinin krizin başlarında korkunç bir saldırıyla tamamen yok edilmesi, tehlikenin boyutunu acı bir şekilde gözler önüne seriyordu.

Martin Septim ve Kralların Madalyonu

Tamriel’in en karanlık saatinde, umut beklenmedik bir yerden doğdu. İmparator VII. Uriel Septim’in ölümünden önce bahsettiği son varis, Kvatch şehrindeki Akatosh Şapeli’nde bir rahip olarak mütevazı bir hayat süren Martin Septim’di. Martin, İmparator’un gayrimeşru oğluydu ve kendi kraliyet soyundan habersizdi. Kaderin bir cilvesiyle ortaya çıkan o meçhul kahramanın onu bulması ve Blades’in korumasına almasıyla Martin, üzerine düşen ağır sorumluluğun farkına vardı.

Martin’in Septim kanını taşıması, onu Kralların Madalyonu’nu takıp Ejderateşi’ni yeniden yakabilecek tek kişi yapıyordu. Madalyon sadece bir sembol değil, aynı zamanda Akatosh’un gücünün bir parçasını barındıran mistik bir eserdi. Ancak Tılsım’ı kullanarak Ejderateşi’ni yakma ritüeli, sadece Septim soyundan gelen meşru bir İmparator tarafından gerçekleştirilebilirdi. Bu nedenle Martin’in hayatta kalması ve İmparatorluk Şehri’ne ulaşması, Oblivion istilasını durdurmanın tek yoluydu. Martin, başlangıçta bu role tereddütle yaklaşsa da, zamanla halkının çektiği acıları görerek ve kaderinin farkına vararak gerçek bir lidere dönüştü. Onun varlığı, parçalanmış İmparatorluk güçlerine umut verdi ve Daedrik tehdide karşı direnişi örgütlemede merkezi bir figür haline geldi.

Tamriel’in Ruhu İçin Savaş

Oblivion Krizi hızla genişlerken, Cyrodiil ve Tamriel’in diğer bölgeleri korkunç bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Şehirler kuşatıldı, köyler yakıldı, sayısız insan Dremora orduları tarafından katledildi veya Oblivion’a sürüklendi. Ancak bu umutsuzluk içinde bir direniş ruhu da filizlendi. İmparatorluk Lejyonu, şehir muhafızları, Savaşçılar Loncası ve hatta sıradan vatandaşlar, evlerini ve sevdiklerini korumak için Oblivion istilacılarına karşı cesurca savaştılar. Bruma şehrinin savunması gibi olaylar, farklı grupların ortak bir düşmana karşı birleşebildiğini gösterdi.

Bu savaş sadece fiziksel bir mücadele değildi; aynı zamanda ideolojik bir çatışmaydı. Bir yanda İmparatorluk’un temsil ettiği düzen, istikrar ve belki de ölümlülerin kaderlerini tayin etme hakkı vardı. Diğer yanda ise Mythic Dawn’ın ve Mehrunes Dagon’un temsil ettiği kaos, yıkım ve Daedrik tahakküm vizyonu bulunuyordu. Savaş, Tamriel’in ruhu için verilen bir mücadeleydi. Bu mücadelede İlahi müdahalenin rolü de belirgindi. Her ne kadar Dokuz Kutsallar genellikle ölümlülerin işlerine doğrudan karışmasalar da, Akatosh’un Madalyon ve Septim soyu aracılığıyla yaptığı antlaşma, bu krizde kilit bir rol oynadı. Krizin doruk noktasında yaşanan olaylar, bu ilahi antlaşmanın ve Martin Septim’in fedakarlığının Tamriel’in kaderini nasıl belirlediğini gösterecekti. Bu çatışma, sadece Cyrodiil’i değil, aynı zamanda Mundus’un kozmolojik dengesini ve Oblivion ile olan ilişkisini de derinden etkileyecekti.

Oblivion Krizi’nin Mirası

Oblivion Krizi, Mehrunes Dagon’un İmparatorluk Şehri’ne yaptığı son büyük saldırı ve Martin Septim’in kendini feda ederek Akatosh’un bir suretine dönüşüp Dagon’u yenmesiyle sona erdi. Tamriel kurtulmuştu, ancak bedeli ağır olmuştu. Krizin en önemli sonucu, Septim Hanedanı’nın sona ermesi ve dolayısıyla Üçüncü Çağ’ın kapanmasıydı. Martin’in ölümüyle birlikte Madalyon parçalanmış ve Ejderateşi’ni yakacak kimse kalmamıştı. Bu durum, Akatosh ile yapılan kadim antlaşmayı sona erdirdi, ancak aynı zamanda Akatosh’un son müdahalesiyle Mundus ile Oblivion arasındaki bariyerin kalıcı olarak güçlendirildiği de öne sürülmektedir.

Kriz, Cyrodiil’in siyasi yapısını temelden sarstı. İmparatorluk tahtı boş kalmış, Kadim Konsey yönetimi devralmış ancak İmparatorluğun eski gücünü ve birliğini yeniden sağlamak mümkün olmamıştı. Bu güç boşluğu, Dördüncü Çağ’da yaşanacak olan iç savaşlara (Skyrim İç Savaşı gibi) ve İmparatorluğun zayıflamasına zemin hazırladı. Meşru bir imparatorun yokluğunda devleti Baş Şansölye Ocato vekaleten yönetmeye başladı. Oluşan otorite boşluğunu ise adı batasıca Thalmor yavaşça doldurmaya başlayacaktır. Kaderin cilvesi bu ya, ilerleyen senelerde bir Altmer örgütü olan Thalmor, başka bir Altmer’ın vekaleten yönettiği imparatorluğu yok etmek için varını yoğunu ortaya koyacaktır.

Netice itibarıyla Oblivion Krizi, Elder Scrolls evreninin tarihinde bir dönüm noktasıdır. Rahmetli imparator VII. Uriel Septim’in son yıllarında eski ihtişamını geride bırakan imparatorluk bu kriz ile yok oluvermiştir. Tamriel kıtasını tarihin bu noktasından sonra genel bir iç savaş ve restorasyon dönemi beklemektedir. Ta ki ejderhalar uyanana dek…