Blog

Azura Gerçeği

Bir elinde güneş, bir elinde ay tutan iyi kalpli Daedra... yoksa öyle mi? Azura'nın pek anlatılmayan yüzüne bakıyoruz.


Tanrılara ve kutsallara saplamaya devam ediyoruz. Dibella, Tiber Septim ve Akatosh’un ardından sıra Dunmer halkının gözdesi Azura’ya geldi. Bi elinde güneş bi elinde ayı tutan, genelde iyi Daedrik Prenslerden sayılan Azura hanım gerçekten saygı değer birisi mi yoksa bu kimliğinin altında gizli bir psikopat mı yatıyor?

Geleneksel Uyarılar

Geleneksel hatırlatmamızı yapalım. Tanrılar gibi metafiziksel olaylara dair bildiğimiz her şey evrende yaşayan sıradan fanilerin elinden çıkma yazılar. Dolayısıyla bu faniler neye inanıyorsa, veya nefret ediyorsa ona göre bilgi aktarıyorlar. Bir Nord Tiber Septim’e methiyeler dizerken bir elf yedi ceddine sövebilir. Benim de amacım her zaman ki gibi genelde saygı gören varlıkların pek de anlatılmayan öteki yüzlerini ortaya sermek.

Azura Kimdir?

Azura kimdir ile başlayalım. Daedrik Prenslerden olan Azura şafak ve alacakaranlık ile ilişkilendirilir. Molag Bal, Mehrunes Dagon gibi ortalığı yakıp yıkan manyakların aksine Azura takipçilerini sever, onları takip eder, iyiliklerini ister. Bu yüzden büyük bir hataya düşülerek Daedrik Prens olmasına rağmen iyi olduğu kanısına varılır. Bilhassa Dunmer kültüründe böyle bir durum vardır. Dunmer halkı yada değişimden önceki halleriyle Chimer halkı, başka bir prens Boethiah’ın talimatlarıyla Yaztutan’daki elf akranlarından ayrılarak Morrowind’e göç eder. Bu sayede ayrım başlar. Ve Azura’nın onlara farklı olmayı öğretmesiyle de kendi sofistike kültürleri ve görünüşleri meydana gelir. Bir nevi Altmer kuzenlerinden ayrışırlar. O zaman şu soruyu soralım, Azura farklı olmayı nasıl öğretti? Kimisine göre bu basit bir öğretiydi kimisine göreyse bir lanet.

Kontrolsüz Bir Sevgi

Azura’nın en büyük sıkıntısı az önce bahsettiğim takipçilerini sevme mevzusu. Bu öyle basit bir sevme sayma değil. Boğarcasına bir sevgi, karşılık alamadığında da en büyük düşmanınız kesilen bir sevgi. Hani ufak çocuklar kedileri çok sever sarılırlar, hatta sevgilerinden dolayı sıkı sıkı sararlar ve hayvan en sonunda yeter ulan deyip tırmalamaya başlar ya, Azura’nın sevgisi de işte çocuklarınkine benzeyen bir sevgi. Bu sevginin en büyük örneklerinden biri de Indoril Nerevar.

Indoril Nerevar
Indoril Nerevar

Chimer halkının önderi Indoril Nerevar, Azura’nın şampiyonu ve onun en sevgili kullarından birisidir. Bir gün Indoril Nerevar, Morrowind’de beraber yaşadıkları Dwemerlerin Lorkhan’ın Kalbi’ni kullanarak deney yapacağını öğrenir. Kutsallara bağnaz bir şekilde saygılı olan Chimerler, Dwemerleri durdurmaya çalışır ve Kızıl Dağ Savaşı patlak verir. Savaşın sonunda tüm Dwemer ırkı gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Indoril Nerevar ise kalp ile ne yapacaklarına dair fikir danışmak için Azura’yı çağırır. Azura, kalbin kesinlikle kullanılmamasını emreder. Lakin Üçerkiller yani Tribunal olarak da bilinen Sotha Sil, Vivec ve Almalexia bu tavsiyeyi reddeder, Indoril Nerevar’ı da öldürürler. Tribunal bununla da kalmayıp kalbi kullanırlar ve kendilerini birer yarı tanrıya dönüştürürler. Chimer halkına da Indoril’in aldığı yaralar sonucu öldüğünü söyleyip artık herkesin kendilerine tapmasını emreder. O zamana dek tapınılan Azura’nın yerini Tribunal alır. Tabi bu noktada halk ikiye bölünür. Konar göçer yaşayan ve büyük hanelere mensup olmayanlar Tribunal’ın tanrılığını kabul etmez. Geri kalanlar kabul eder.

Sevginin Nefrete Dönüşmesi

Hikayenin Tribunal’i reddedenler ve kabul edenler nezdinde gelişimi ikiye ayrılır. Reddedenler Indoril’i Tribunal’in öldürdüğünü öne sürer, kabul edenler ise Tribunal’ın hikayesini doğru bulup yeni efendilerini kabul eder. Gelelim şimdi Azura’nın bu hikayeye dahil olmasına.

En sevdiği kulunun kalleşçe öldürülmesinden sonra Azura sahneye çıkar. Tribunal’ın ihanetlerinden dolayı tüm Chimer halkını lanetler. Altın sarısı olan derileri kararıp griye dönüşür ve bundan sonra Dunmer yani Kara Elf olarak anılırlar. Azura niye üç dallamanın yüzünden bütün halkı lanetledi? Bu noktada farklı teoriler mevcut. Çok sevdiği Chimer halkı Tribunal’e engel olmadığı için herkesi suçlu bulmuş olabilir. Kabul etmeyenleri dahi eyleme geçmedikleri için lanetlemiş olabilir. Bu birinci ihtimal. İkinci ihtimalde ise doğrudan Tribunal’ı hedef almış olabilir. Şöyle ki Azura Chimer halkını aslında lanetlemedi, onların kendi gibi gözükmelerini sağladı. Fanilere kül rengi tonlarında gözüken Azura bu sayede Chimerleri kendisine benzetti. Böylece Azura’yı yok sayıp Chimer halkının sevgisini çalmaya çalışan Tribunal, ne zaman halkına baksa kullarını değil, Azura’nın simasını görecekti. Bu da ikinci ihtimal. Ayrıca lanetleme kelimesinin bile muallakta olduğunu söylemem lazım. Zira Azura bizleri lanetledi diyenler Tribunal. Belki de kutsadı, kim bilir.

Azura’nın delice sevmesine en büyük örneklerden biri buydu. Indoril’i o kadar sevmişti ki o öldürülünce çileden çıkıp koca bir halkı lanetledi. Veya hikayeyi şöyle de anlatabiliriz, Azura Chimer halkını o kadar sevmişti ki, kendilerinden yüz çevirip Tribunal’a tapmaya başladıklarında çileden çıkıp koca halkı lanetledi. Her iki şekilde de aynı kapıya çıkıyoruz.

İntikam Açlığı

Sevgisine psikopatlık derecesinde bağlanan Azura’nın yaptıkları bununla sınırlı kalmadı elbette. İntikamını soğuk yemeyi seven Azura hanım kızımız pusuya yatıp bekler. Çünkü Nerevarine kehanetinde bulunmuştur.

Bu kehanete göre Indoril Nerevar’ın reenkarnasyonu gelecek ve Tribunal’dan intikam alacaktır. Koca halkı lanetlediği yetmeyen Azura bir de kehanette bulunur. Yeni Nerevarine’in ne zaman geleceği belli değildir, e bu da Tribunal’da bir endişeye yol açar. Çünkü Azura bundan keyif alır, bir gün sizden intikam alacağım, o vakte kadar endişe içinde tırnaklarınızı yiyeceksiniz der. Nitekim Morrowind oyunuyla biz oyuncu gelir ve Azura’nın intikamını alırız. Hatta bu noktada Morrowind’in açılış sahnesini hatırlayın. Azura konuşurken ne diyordu, “Tetikte olduğum için korkma, sen seçilmiş olansın.” Seni seçtim pikaçu gözüm üzerinde. Prensimiz yine iki dakika müsaade etmiyor ki kafamıza göre takılalım, illa bizi izleyecek.

Azura böyle bir tanrı. Onu bir kere sevmeye başladığınızda ayvayı yediniz. Bir saniye olsun ondan şüphe duydunuz mu evrendeki en intikam dolu ve vahşi tanrıya dönüşebiliyor. Infernal City isimli romanın bir bölümünden alıntı yapalım şimdi. Bu arada bu kitabın özetini kanalımızda izleyebilirsiniz.

Kitapta Sul adındaki Dunmer ve imparatorluğun prensi Attrebus, Umbra kılıcını aramak için dolanırken aralarında bir muhabbet geçer. Ve Sul anlatmaya başlar: “Prens Azura’nın hizmetkarıydım. Ona hizmet ettiğim kadar kimseye etmedim, ve sanırım hala ona hizmet ediyorum. Kendi diyarında bana sığınak verene kadar yıllar boyu Oblivion’da dolandım, ve orada yavaş yavaş delirdim. Bir Daedra prensi için naziktir, özellikle sevdiği kişilere karşı. İntikam almak istediğimi biliyordu, bunu başarmam için bana yardım etti. Diğer diyarlarda ona hizmet ettim, onun için sorunları ortadan kaldırdım, ve sonunda bana verdiği bilgilerle intikamımı almak için gidebileceğim sözünü verdi. Ama sözünü tutmadı, beni en sevdiği oyuncağıymışım gibi yanında tutmaya karar verdi.”

Sul’un anlattıklarını konuyu dağıtmadan açayım. Sul’un sevgilisi Ilzheven, Vuhon adında bir Dunmer tarafından öldürülür. Ve Sul da Vuhon’u bulup intikam almak istemektedir. Yani Sul da çok sevdiği bir kişiyi kaybetmiştir ve intikam aramaktadır. Tıpkı Azura gibi. O da çok sevdiği Indoril’i kaybettiğinde intikam peşinde koşmuştu. Ve intikam alma hissini en iyi bilen tanrıların başında geliyor Azura. Bu yüzden Sul’u hem gaza getirip hem kontrol etmeyi başardı. İntikam hissiyle içini doldurdu fakat serbest bırakma zamanı geldiğinde vazgeçti, çünkü Azura sevdiklerini öyle kolay kolay bırakmaz.

Kör Edici Bir Güzellik

Azura kullarını seviyor ama onları kendine eş değer görmüyor. Faniler prenslerin gözünde her zaman sinir bozucu ufak böcekler olarak görünmüştür. Zaten ebedi kudrete sahip olan bu tanrıların gözünde biz kimiz ki? Peki niye Sul Azura’nın diyarında delirmek üzereydi? Muhtemelen Azura’nın aşırı sevgisinden dolayı. Şimdi de Oblivion diyarlarını dolaşan çatlak profesör Morian Zenas’ın yazdıklarına bakalım. Kendisi bizzat Azura’nın diyarı Moonshadow’dan bildiriyor:

“Muhteşem güzellikler” diyordu Zenas bir sonraki aleme gittiğinde. “Yarı körüm. Çiçekleri, şelaleleri, görkemli ağaçları, gümüş bir şehri görebiliyorum ama hepsi bulanık. Renkler su gibi akıyor. Şimdi yağmur yağıyor ve rüzgar parfüm gibi kokuyor. Burası kesinlikle Moonshadow, Azura’nın yaşadığı yer.”

Zenas haklıydı ve şaşırtıcı biçimde, Alacakaranlık ve Şafak Kraliçesi ile onun gülden sarayında bir görüşmesi vardı. Kraliçe, onun hikayesini gülümseyerek dinledi ve Nevevarine’nin gelişinden bahsetti. Efendim Moonshadow’u çok sevimli buldu, orada kalmayı diledi, yarı kör, daima ama biliyordu ki devam etmeli ve keşif yolculuğunu bitirmeliydi.”

Morian Zenas’ın Azura’nın diyarını bu şekilde tecrübe etmiş. O kadar güzel ki az daha kör oluyormuş. İnsana zarar veren bir güzellik, Azura yine ayarı kaçırmış.

Ve son olarak Azura’nın ayarsızca sevmesinin yeryüzündeki tezahürü olabilecek bir karakter var: Adoring Fan! Oblivion oyununda Arena’nın şampiyonu olduktan sonra ortaya çıkan bu sarı saçlı dingil, sizin yaveriniz olmak ister. Öyle canı gönülden ister ki peşinizi bırakmaz, sürekli konuşur, insanı bayar, durmadan size methiyeler dizer. Azura nasıl hunharca seviyorsa, bu arkadaş da sizi aynı şekilde sevmektedir.

Azura’nın Hakkı Azura’ya

Ama yiğidi öldürüp hakkını Sezar yerine Azura’ya verelim. Bu kadar manyakça sevmesine rağmen gerçekten seven bir Daedrik Prens kendisi. Ne Molag Bal gibi tecavüz ediyor, ne Boethiah gibi zalimce kan akıtılmasından hoşlanıyor. Beni sevin bana ibadet edin tek derdi. Hatta dara düşen kullarını zaman zaman kurtarmışlığı bile var. Yine de eğer Azura’ya ibadet etmeyi seçecekseniz iyi düşünün. Çünkü geri dönüşü olmayan bir yola girmek üzeresiniz.