Elder Scrolls tarihinin Birinci Çağ’ı, efsanelerle gerçeğin iç içe geçtiği, kahramanların ve canavarların Tamriel’in kaderini şekillendirdiği bir dönemdir. Bu dönemin en tartışmalı ve gizemli figürlerinden biri, şüphesiz İkinci Alessia İmparatoru Belharza ‘dır. O, insanlığın kurtarıcısı Köle Kraliçe Alessia ile ilahi varlık Kyne’ın Soluğu Morihaus’un oğlu, Tamriel’i yöneten ilk ve tek minotor imparatordur. Ancak Belharza’nın mirası, birbiriyle çelişen iki tarihi anlatının gölgesinde kalmıştır. Bir anlatı onu soylu bir savaşçı kral olarak resmederken, diğeri onu ilkel ve canavarca bir figür olarak tanımlar. Videomuzda da, mevcut kaynakları analiz ederek Belharza’nın kimliğini, onun şahsında tüm Minotor ırkının trajik düşüşünü ve bu düşüşün ardındaki karmaşık politik ve teolojik motivasyonları aydınlatmaya çalışacağız.
Alessia ve Müttefikleri
Belharza ve onun hikayesini anlamak için öncelikle onun doğuşuna zemin hazırlayan olayları, yani Alessia İsyanı’nı kavramak gerekir. Birinci Çağ’ın ilk yüzyıllarında, bugün Cyrodiil olarak bilinen topraklar, insanları köleleştiren elf ırkı Ayleidlerin zalim yönetimi altındaydı. Bu karanlık dönemde, Nede halkından Alessia adında bir kadın, insanlığı bu esaretten kurtarmak için bir isyan ateşi yaktı. Ancak Alessia bu mücadelede yalnız değildi. Yanında, tanrıların bizzat gönderdiği rivayet edilen iki güçlü müttefik vardı: Efsanevi savaşçı Pelinal ve tanrıça Kyne’nin oğlu olduğuna inanılan, kanatlı bir boğa-insan olan Morihaus.
Baba Morihaus ve Kimliği
Belharza’nın babası Morihaus, sadece kaba kuvvetten ibaret bir varlık değildi. O, isyanın stratejik aklı ve ilahi meşruiyetinin bir sembolüydü. Ancak onun gerçek doğası bir sır perdesinin arkasındadır. Pelinal’in onu kanatlı boğa olarak tanımlaması ve Ayleidlere karşı duyduğu dizginlenemez nefret, onun kökenine dair ipuçları sunsa da kesin bir cevap vermez. O, Aedralar gibi doğrudan ilahi bir varlık mıydı? Yoksa Tamriel’in kendi kadim doğa ruhlarından, yani Ehlnofey’den biri miydi? Bu belirsizlik, Morihaus’u ve dolayısıyla oğlu Belharza’yı daha da eşsiz kılar. Belharza, ölümlü bir insanın yanı sıra, kökeni tam olarak bilinmeyen, ilahi veya yarı-ilahi bir varlığın kanını taşıyordu. Bu durum, onu hem insanlar hem de tanrılar arasında bir köprü, eşi benzeri görülmemiş bir melez yapıyordu.
Belharza’nın Zıt Anlatımları
Alessia’nın ölümünün ardından oğlu Belharza, Boğa-İnsan İmparator olarak tahta geçti. Onun hükümdarlığı, imparatorluğun geleceği için kritik bir dönemeçti. Ancak bu döneme ait kayıtlar, kasıtlı bir tarihsel çarpıtmanın ürünü olarak ikiye ayrılmıştır. Bu iki zıt görüş, evren içinde kaleme alınmış Minotorlara Dair ve Minotor Gerçeği adlı kitaplarda somutlaşır. Minotor Gerçeği kitabı, Belharza’yı ilkel, medeniyetten yoksun ve canavarca bir figür olarak resmeder. Buna karşılık, Minotorlara Dair adlı eser onu annesinin vizyonunu sürdüren asil ve güçlü bir lider olarak tasvir eder.
Belharza’nın Hükümdarlığı
Minotorlara Dair kitabında çizilen asil kral portresini somutlaştırdığımızda, Belharza’nın yönetiminin bir istikrar ve pekiştirme dönemi olduğu ortaya çıkar. Annesinden yeni kurulmuş, hassas bir imparatorluk devralmıştı. Hükümdarlığının büyük bir kısmını, isyan sonrası hala Cyrodiil’in ormanlarında ve harabelerinde saklanan Ayleid lordlarının kalıntılarını temizlemekle geçirdiği muhtemeldir. Belharza, bir saray hükümdarından çok, babası Morihaus gibi bir savaşçı-kraldı. Kendi Minotor lejyonlarının başında savaşarak imparatorluğun sınırlarını güvence altına aldığı ve iç düzeni sağladığı yorumu yapılabilir. Onun yönetimi altında, adalet sisteminin temelleri atılmış, ticaret yolları güvenli hale getirilmiş ve Alessia’nın kurduğu çok kültürlü toplum ideali korunmuştur. O, halkı için bir koruyucu ve birleştirici bir güçtü; sonraki çağların propagandası tarafından çizilen vahşi canavar imajının tam zıttıydı.
Minotorların Kökeni
Belharza’nın hikayesi, bütün bir ırkın doğuş ve düşüş öyküsüdür. Yine Minotorlara Dair kitabını kaynak aldığımızda, Cyrodiil’deki tüm minotorların, Morihaus’un ve dolayısıyla onun oğlu Belharza’nın soyundan geldiği iddia edilir. Eğer bu bilgi doğruysa erken dönem Alessia İmparatorluğu devrinde yaşayan minotorlar, ormanlarda yaşayan sıradan canavarlar değildi. Aksine, onlar imparatorluğun kurucu ailesinin bir parçası, soylu ve saygın bir ırktı. Belharza’nın hükümdarlığı sırasında minotorlar, imparatorluk ordusunun en seçkin birliklerini oluşturuyordu. Alessia’nın yaşadığı ve vefatından hemen sonraki devirlerde de nüfusları çoğalmış ve Cyrodiil’in bir çok yerinde görülür olmuşlardı.
Minotorların Düşüşü
Minotorların bu altın çağı, Peygamber Marukh’un öğretileri etrafında şekillenen fanatik dini hareket Alessia Tarikatı’nın yükselişiyle sona erdi. Tarikatın minotorları hedef almasının ardında basit bir bağnazlıktan çok daha derin ve hesaplanmış nedenler yatıyordu. İlk olarak, minotorlar Tarikat için bir meşruiyet tehdidiydi. Onlar, Alessia ve Morihaus’un kurduğu eski düzenin ve çok tanrılı inancın yaşayan kanıtlarıydı. Tarikat, kendi meşruiyetini sağlamak için bu eski düzenin tüm sembollerini ortadan kaldırmak zorundaydı.
İkinci olarak, minotorlar teolojik bir çatışma yaratıyordu. Tarikatın katı insan merkezci dogması, tanrılarla ölümlülerin birleşebileceğinin kanıtı olan melez bir ırkı kabul edemezdi. Minotorlar, bu düzenli teolojiye uymadıkları için doğa dışı canavarlar olarak yeniden sınıflandırılmalıydı. İnsan ırkının varlığını ve kutsiyetini yeni kurulan devletin ana maddesi olarak kabul eden bu yeni devlet, zamanla elfleri katletmeye başlayacaktı. Tarikatın gittikçe agresifleşen yapısına göre insan olmayanlar devlet sınırları içinden sökülüp atılmalıydı. Elfler bunu hak ediyorsa, neden minotorlar hak etmesindi?
Son olarak, bu bir siyasi tasfiyeydi. İmparatorluk ordusunda ve yönetiminde hala etkili olan minotorlar, eski imparatorluk ailesine sadık eski muhafızlardı. Tarikat, gücü tamamen ele geçirmek için bu sadık ve güçlü sınıfı ortadan kaldırıp yerlerine kendi takipçilerini getirmek zorundaydı. Minotorlar var olduğu sürece imparator ve sülalesini rahipler kontrol edemez, kendi dogmatik ideallerini kabul ettiremezdi. Bütün bu gerekçeler bir araya geldiğinde artık minotor ırkının kaderi mühürlenmişti.
Soylu Bir Irkın Unutuluşu
Alessia Tarikatı’nın başlattığı bu kültürel ve fiziksel soykırım, minotorların trajik dönüşümünün başlangıcı oldu. Bir zamanlar şehirlerin koruyucuları olan bu soylu varlıklar, artık avlanan ve katledilen yaratıklardı. Hayatta kalabilenler medeniyetten sürülerek dağlara, ormanlara ve unutulmuş harabelere sığındı. Nesiller boyunca süren bu sürgün, onların kültürünü tamamen yok etti. Yazılı dillerini, sözlü tarihlerini ve soylu geçmişlerine dair tüm anılarını kaybettiler. Karmaşık sosyal yapıları dağıldı ve yerini hayatta kalma mücadelesi veren küçük, izole klanlar aldı. Oyunlarda karşılaştığımız minotorların vahşi ve aşırı derecede bölgesel davranışları, aslında bu kolektif travmanın bir sonucudur. Onlar, atalarının elinden alınan toprakların ve kaybettikleri kimliğin anısıyla, kalan son yaşam alanlarını umutsuzca korumaya çalışan varlıklardır. Yine Minotorlara Dair kitabının tezine göre bu boğa insan ırkının genellikle eski imparatorluk harabelerinde dolanmasının sebebi içgüdüseldi. Kendilerini hala imparatorluğa ve onun yapılarına bağlı hissediyorlar, ve her ne kadar harabe de olsa imparatorluğu koruma hissiyle hareket ediyorlardı.
İmparator Belharza
Belharza’nın ve minotorların muhtemel öyküsü, Elder Scrolls evrenindeki en büyük trajedilerden biridir. O, annesi Alessia’nın vizyonunu temsil eden, iki dünyanın en iyi özelliklerini birleştiren bir imparatordu. Ancak onun ve halkının mirası, kendilerinden sonra gelen fanatik bir düzen tarafından siyasi, teolojik ve askeri nedenlerle kasıtlı olarak yok edildi. Tarih, galipler tarafından yazılır ve Alessia Tarikatı’nın zaferi, Belharza’yı bir kraldan bir canavara, minotorları ise soylu bir ırktan avlanacak yaratıklara dönüştürdü. Belharza’nın hikayesi, bize bir karakterin geçmişinden çok daha fazlasını; propagandanın ve bağnazlığın bir kültürü nasıl yok edebileceğini ve tarihi nasıl geri dönülmez bir şekilde şekillendirebileceğini gösterir.