En Güçlü Daedrik Prens Kim?

Uzun bir süredir ülkemizdeki fanilerin aklını kurcalayan bir soru var, bütün Daedrik Prensleri bir kafese koyup kapıştırsak kim alır? En güçlü daedrik prens hangisi? Hangi prens diğerlerini tokatlar? Bütün bu sorulara bugün bir yanıt arayalım ve en güçlü prens kimmiş öğrenelim. Ancak baştan belirtmek gerekir ki, bu kadar karmaşık ve kendine özgü varlıkları basit bir güç sıralamasına tabi tutmak, aslında onların doğasına aykırı bir yaklaşım olabilir. Zira Prenslerin gücü, sandığımızdan çok daha farklı ve katmanlı bir yapıya sahip.

Kıyaslama Kriteri

Eğer iki şeyi kıyaslıyorsak, hangi alanda kıyasladığımız büyük bir öneme haizdir. Mesela Kobe Bryant mı daha büyük sporcu yoksa Lionel Messi mi? Her ikisi de kendi branşında dünya çapında üne kavuşmuş ve son derece skorer oyuncular. Evet belki rahmetli Kobe basketbolun doğası gereği kaydettiği sayı miktarıyla Messi’yi geçecektir. Ama basketboldaki sayıyı, futboldaki gol ile nasıl kıyaslayacağız? Hangi sporcu daha uzundur diye sorsak, bunu kıyaslamamız daha kolay olur. Neticede elimize mezurayı alıp ölçeriz ve kimin uzun olduğunu söyleriz. Peki birimleri tamamen farklı olan iki olguyu neye göre kıyaslayacağız? Daedrik Prensleri de kıyaslamanın zorluğu bu noktada ortaya çıkıyor. Kıstasımız ne olacak? Tamriel’i istila sayıları mı, en çok takipçiye sahip olmaları mı? Yoksa bütün prensleri yağlayıp pehlivan gibi meydanda güreştirecek miyiz?

En Büyük Engel Ne?

Her bir prensin etki alanı, karakteri ve doğası farklılık gösteriyor. Örneğin Mehrunes Dagon yıkımın ve devrimin prensiyken, Sanguine zevk-ü sefanın, felekten bir gece çalmanın prensi. Veya Vaermina kabusların prensiyken, Peryite ise salgın hastalıkların efendisi. Bütün prenslerin karakterleri farklı, ve bu da kaçınılmaz olarak onları kendi aralarında kıyaslamayı zorlaştırıyor. Bundaki en büyük engelin sebebi ise yaratılıştan kaynaklanıyor.

Uzun uzadıya Elder Scrolls evreni nasıl yaratıldı konusuna girmiyorum. Ama özetle Daedrik Prensler yaratılışa katılmadılar. Evrenin yaratılışında kendilerini feda eden Aedra’nın aksine, Daedrik Prensler kendi özlerini korumayı tercih ettiler ve bu sayede özgür iradelerini ve güçlerini kaybetmediler. Bu, onların sonsuz ve değişmez varlıklar olarak Oblivion alemi içerisinde her biri kendine ait bir düzlem yaratmalarına olanak tanıdı. Yani prenslerin kendilerine ait birer düzlemleri bulunuyor. Bu düzlemler, sadece bir mekan değil, aynı zamanda prenslerin varoluşsal etkisinin, yani kişiliğinin, ideallerinin ve güçlerinin kaynağının somutlaşmış halidir. Her prensin etki alanı, onun varlığının temelini oluşturur. Bu sadece bir ilgi alanı değil, prensin benliğinin ta kendisidir.

Ve bu kendi düzlemleri üzerlerinde mutlak otoriteye sahiptirler. Diyelim ki Meridia’yı aldık ve Azura’nın diyarına attık. Meridia’nın burada etkisi yok denecek kadar azdır. Yakıcı yıkıcı dediğimiz Mehrunes Dagon’u aldık, sarhoşların efendisi Sanguine’in diyarına attık. Mehrunes’in de etkisi yok denecek kadar azdır. Sanguine kelimenin tam anlamıyla Mehrunes’i şamar oğlanına çevirir. En bilinen örneği Elder Scrolls Online’da görüyoruz. Meridia’nın kullarından oluşan Hollow City’yi, Molag Bal kendi diyarı Coldharbour’a çekmişti. Meridia bu şehri kullanarak Molag Bal’ın diyarında zuhur edebiliyordu. Ama etkisi sadece bu şehirle sınırlıydı ve ötesine geçemiyordu. Bu da gösteriyor ki, Prenslerin kendi düzlemleri, onların gücünün tam anlamıyla parladığı, diğerlerinin ise zayıfladığı yerlerdir.

Her Horoz Kendi Çöplüğünde Öter

Peki her prens kendi çöplüğünde güçlü, deplasman dezavantajı nedeniyle uygun bir kapışma ortamı sağlayamadık. Tamriel’da bunları kapıştıralım desek yine ayrı bir sorun ortaya çıkıyor. Elder Scrolls’un ilk çağlarında Akatosh’un insanlar ile yaptığı anlaşmayla prenslerin fanilerin düzlemine rahatça girmesi önlendi. Yani prenslerimiz ellerini kollarını sallayarak fanilerin düzlemi Mundus’a, ve onların yaşadığı kıta Tamriel’e giremezler. Fakat bunun şöyle bir kısayolu mevcut. Prensler kendi iradeleriyle dışarıdan giremiyor ama, içeriden çağrılabilirler. Eğer insanlar toplu halde ayinler yaparlarsa, prenslerinin suretlerini veya uşaklarını Tamriel’e çağırabilirler. Fakat bu bile aslında prenslerin bütün mevcudiyetleriyle yeryüzüne inmeleri anlamına gelmiyor. Örneğin Oblivion Krizi‘nde Tamriel’e inen Mehrunes Dagon aslında bütün kudretiyle gelmemişti. Sadece gücünün kayda değer bir kısmıyla gelebilmişti. Buradan da anlayacağınız üzere Tamriel kıtasına çağrılmaları bile tarafsız saha anlamına gelmiyor.

Fanilerin İnancının Rolü

Prenslerin Mundus üzerindeki etkilerini ve güçlerini anlamak için başka bir önemli faktör daha var: ölümlülerin inancı ve tapınması. Bir Daedrik Prens’in gücü, sadece kendi doğasından gelmez, aynı zamanda ona tapanların sayısı ve inancının derinliğiyle de doğru orantılıdır. Ne kadar çok ölümlü, bir prensin küresine hizmet eder veya onun ilkelerini benimserse, prensin Mundus üzerindeki nüfuzu o kadar artabilir. İşte bu yüzden prensler, sürekli olarak fanileri manipüle etmeye, baştan çıkarmaya veya kendi yollarına çekmeye çalışırlar. Onların tapınması ve adanmışlığı, prenslerin ölümlü dünyadaki etki alanlarını genişleten görünmez bir enerji kaynağı gibidir.

Hangi Yıkım Daha Etkili?

Hadi diyelim ki uygun ortamı sağladık. Prenslerimizin hepsini Tamriel’e çağırdık ve kapıştıracağız. Fiziksel olarak kapıştıramasak da etki alanlarını kapıştıralım dedik. Burada da yine başka bir sıkıntı ortaya çıkıyor. Çoğu kişi muhtemelen Mehrunes Dagon’un en güçlü prens olacağını söyler. Çünkü kendisi yıkımın efendisiydi. Bir parmağını şaklatmasıyla volkanları patlatır, alev yağdırır. En güçlü prens demek için makul bir sebep gibi görünebilir. Peki ya Sheogorath? Delilerin efendisi gibi ilk bakışta komik ve anlamsız görünen bir meziyete sahip bu prensin, yıkımın prensinin yanında esamesi okunmaz gibi geliyor. Sheogorath’ın bir kralı, bir generali delirttiğini düşünelim. Sadece tek bir kişiyi delirtip saçma sapan emirler yağdıran, tuhaf davranan ve ülkesini kaosa sürükleyen bir kral ile Mehrunes Dagon kadar yıkıcı etki yaratması muhtemel. Veya hastalıkların efendisi Peryite yaydığı bir veba ile bütün kıtayı tarumar edebilir. Pazarlığın ve ahlaksız ticaretin efendisi Clavicus Vile tüccarları kışkırtıp sütün içine su kattırabilir, fahiş fiyattan mal sattırabilir, insanları dolandırıp iflasa ve oradan da suça yöneltebilir.

Bu sonsuz ihtimaller denizinde görüleceği üzere yıkım sadece fiziksel yıkım ve tahribattan ibaret olmuyor. Psikolojik ve toplumsal yıkım da, en az Mehrunes Dagon’un yakıcı lavları kadar zarar verebiliyor.

Olası En Güçlüler

Bu noktaya kadar dikkat ettiyseniz tamamen yıkımdan ve kaostan bahsettik. Fakat bazı Daedrik Prensler var ki yıkımla ilgilenmiyor. Bunun en güzel örneği yasaklı bilginin efendisi Hermaeus Mora. Bilgi güçtür derler, bu bağlamda her türlü bilgiyi hunharca biriktiren Hermaeus Mora’nın da aslında son derece güçlü bir prens olduğunu söyleyemez miyiz? Hatta bu konuda muazzam bir örneğimiz de var. Deli dediğimiz Sheogorath’ın aslında bir zamanlar aklı yerindeydi ve katı düzenin prensi Jyggalag olarak biliniyordu. Sheogorath yani eski adıyla Jyggalag, kusursuz düzeni temsil ediyordu ve on boyutlu satranç oynayan bir oyuncu gibi her adımı daha gerçekleşmeden tahmin edip önleyebiliyordu. Onun gücünden korkan ve kıskanan diğer prensler bir araya gelip, Jyggalag’ı lanetlediler ve delirttiler. Eğer bu olaydan yola çıkacaksak, zekayı da işin içine katmamız gerekir.

Jyggalag topladığı bilgiyi önleme amacıyla kullanırken, Mora’nın bilgiye yaklaşımı biraz daha pasiftir. Mora’nın bilgiye açlığı sadece açlıktan gelir, eline geçirebildiği tüm bilgileri istifler. Bu bilgileri kullanmak zorunda olmaması, veya önemli olup olmaması dahi umurunda değildir. Bu yönüyle Mora ve Jyggalag’ın elde ettikleri bilgiyi pratiğe dökme yaklaşımlarındaki farklılıklar, iki prensin arasındaki en büyük ayrımdır. Özet olarak Hermaeus Mora’nın da aslında Jyggalag kadar güçlü bir prens olabileceği varsayımında bulunabiliriz. Tek fark ise Mora’nın sahip olduğu bilgileri Jyggalag kadar aktif kullanmamasıdır.

Başka olası güçlü prens ise Nocturnal’dır. Kendisi gecenin, sırların, şansın ve hırsızların efendisidir. Ama en dikkat çekici lakaplarından biri Ur-Dra’dır. Bu lakap, onun ilk daedra veya orijinal daedra olduğu anlamına gelir. Eğer bu doğruysa, Nocturnal evrenin yaratılışının en erken dönemlerinden, yani fani düzlem Mundus oluşmadan çok daha önce var olan, kozmik bir varlık olduğu anlamına gelir. Böylesine kadim bir varlık, diğer Prenslerin bile varoluşundan önce şekillenmiş olabilir. Bu durum, ona diğer Daedric Prensler üzerinde, belki de bilinçli olmayan, ama varoluşsal bir üstünlük sağlayabilir. Yani o sadece güçlü olmakla kalmıyor, aynı zamanda gücün ve varoluşun çok daha temel bir ilkesini temsil ediyor olabilir.

Ve Kazanan…

Bilinen bütün Daedrik prensleri en ince ayrıntısına kadar anlatsak konu uzayıp gidecek. Mora ve Nocturnal dışında çok sayıda olası en güçlü Daedrik Prens mevcut elbette. Khajiitlere sorsak muhtemelen Azura’nın en güçlüsü olduğunu söylerler, çünkü onların inancına göre Azura ilk prensler arasındadır ve kedi halkını yaratmıştır…

Netice itibariyle yine döndük dolaştık aynı yere geldik. Hangi yıkımın boyutunun daha büyük olduğunu kıyaslamak zorlaşıyor. Tahrip ettikleri şehirlere mi bakacağız yoksa öldürdükleri insan sayısına mı? Ya öldürmek yerine süründürüyorsa? Bütün bunları kıyaslamamızı sağlayacak evrensel bir ölçü birimimiz şimdilik ne yazık ki bulunmuyor.