Blog

Tamriel Belediyeciliği

Tamriel şehirlerine lore değil altyapı gözüyle bakıyoruz: surlar, kanalizasyon, su şebekesi. Kısacası belediyecilik ne alemde?


Şehirler insanlığın gelişiminin yeryüzündeki belki de en büyük imzalarından biri. Gerek ekonomik, gerek kültürel büyümenin merkezi olagelmiştir. Ve doğal olarak bulunduğu yerlerin coğrafi koşullarından, yapan ırkın kültüründen yoğun bir şekilde etkilenmiştir. Bu videoda da gelişimin kalbi olan şehirleri lore olarak değil de, altyapı olarak ele alacağız. Savunmaları iyi organize edilmiş mi, pis ve temiz su altyapıları ne alemde kısaca Tamriel belediyeciliği ne alemde inceleyeceğiz. Tamriel’ın farklı noktalarındaki çok sayıda şehir bizi bekliyor, valizlerimiz hazırsa başlayalım.

Şehir Surları

Şehri ve kaleleri cazip kılan en önemli unsurların başında belli bir bölgeyi kontrol ediyor olması geliyor. Kontrolden kastım sadece askeri değil, şehirlerin aynı zamanda ekonomik bir güç unsuru olması. Ticaretin aktığı nehirler, deniz yolları ve kara yolları ile para akışını şehirler sayesinde kontrol altında tutabilirsiniz. Şehrin limanlarında gemi üreterek denizlere hakim olabilirsiniz. Demirci ocaklarında silah üreterek bir orduyu donatabilirsiniz. Ambarlara civar tarlalarda üretilen hububatı stoklayarak zor zamanlara önlem alabilirsiniz. Köylülerden vergi toplayabilir, iş gücü edinebilir veya asker olarak da faydalanabilirsiniz. Bu ve daha bir sürü olanakları sayesinde şehirler hem ekonomik hem de demografik güç kaynağıdır. Tüm bu sebeplerden ötürü de şehirler olası bir savaş durumunda bir numaralı hedef olabilmektedir. Ve doğal olarak şehri savunmak, sizin bir numaralı önceliğiniz olmalı. Daimi olarak asker bulundurmak olası bir seçenek evet. Ama unutmayın ki nöbet tutan her asker kaybolmuş bir iş gücü, ve beslenmesi gereken boğaz demektir. Dolayısıyla ne kadar çok muhafız, o kadar çok masraf. Şehrin asayişini sağlayacak cüzi sayıda askeri görevlendirdikten sonra, dış tehditlere karşı en büyük dostunuz, surlar olacaktır.

Surlar da tabi ki ucuza gelmiyor. Belki bir muhafız gibi her gün üç öğün yemek vermek zorunda olmayabilirsiniz, ama belli aralıklarla duvarların bakımını yapmak önemli. Şehir ne kadar genişlerse, sur da o kadar büyür ve masrafı da artar. Bu yüzden zaruri olmayan yerleri koruma altına almanıza gerek yok. Bırakın köylüler evlerini şehrin dışına inşa etsin, kuşatma anında evlerini terk edip surların arkasına saklanabilirler. Şehrin içine evden ziyade üretim yapılan binaları kurmanız daha faydalı olacaktır. Hatta daha faydalısı, alt katında üretim üst katı ev olarak kullanılan yapılar inşa etmek akıllıca bir yöntem. Ki çoğu Ortaçağ Avrupa şehirleri bu şekildeydi.

Hendekler

Surların en büyük dostu da hendekler. Duvarların hemen dışında yeri kazarak oluşturduğunuz hendeklerin bir sürü faydası var. Diyelim ki surun yüksekliği üç metre, eğer bir metre hendek kazarsanız sur yüksekliği teknik olarak dört metreye çıkmış oluyor. Bu sayede fazla taş kullanmadan surun yüksekliğini artırmış oluyorsunuz. Daha da güzeli şehri bir kayalığın üzerine inşa etmek. Skyrim’in Whiterun şehri buna en güzel örnek. Hiç hendek kazmakla uğraşmanıza gerek yok, duvarlar zaten metrelerce yükseklikteki sarp kayaların üzerine inşa edilmiş durumda.

Hendeği kazdık, her şey bitti mi? Tabi ki hayır. Eski çizgi filmlerden görmüşsünüzdür, hendekler suyla dolu olur. Bu faydalı bir yöntem, çünkü düşman askerinin şehir surlarına kolayca ulaşmasını önler. Fakat kaş yapalım derken göz çıkarma riski de var. Eğer mümkünse hendekler barış zamanı suyla doldurulmamalı. Durgun su bakteri üretir, hastalık yuvasıdır. Hendeğin içindeki su da zamanla balçık haline gelir, pislik ve hastalık üretir. Şehri düşman askerine karşı korumak isterken salgına sebebiyet verebilirsiniz. Bu yüzden barış zamanı hendeğin kuru kalması evladır, baktınız ufukta kuşatma riski mi var. Açın kapakları hendeği suyla doldurun. Tabi eğer şehir bir nehir kenarına kuruluysa o zaman hendeğin sürekli dolu olmasında bir sakınca yok. Akan nehir, hendekteki suyu sürekli devri daim yaptıracağından hastalık tehdidi olmayacaktır.

Sürekli suyla dolu olmasının bir diğer zararı da eğer duvar sert kayaçların üzerine inşa edilmediyse surun zeminini yumuşatabilir. Bu da beklenmedik çöküntülere yol açıp ekstra masraf demektir, hatta daha kötüsü kuşatma anında şehrin işgaline davetiyedir. Özet olarak gerekmedikçe hendeği suyla doldurmayın.

Hendeği kazdık, suyu vakti geldiğinde kullanmak için depoladık. Sırada ise kazık çakmak var. Hendeği boş bırakacak değiliz. Hazırlanan kazıkları farklı açılarla hendeğin içine yerleştirmek ek bir savunma sağlar. Bütün kazıkları kırk beş derece eğimle ucu dışarı bakacak şekilde nizami düzenle koyarsanız fazla etki etmez. Bunun yerine yine kırk beş derece eğimle farklı yönlere bakacak şekilde yerleştirirseniz savunması daha güçlü olur. İlaveten hendeği daha da güçlendirmek için ilk etapta kazılan fazla toprağı hendeğin dış kısmına yığarsanız über savunma yapmış olursunuz. Nasıl ki hendeği kazmakla surların yüksekliğini dolaylı olarak artırdıysak, hendeğin dış hattında oluşturulacak tümsek sayesinde de hendek derinliği dolaylı olarak artmış olacaktır. Ama ne yazık ki bu yöntemi Tamriel’in hiç bir şehrinde göremiyoruz desek yeridir.

Temiz Su Kaynağı

Şehri savunduk, aman ne güzel. Bir de bu şehirdekileri beslemek var. En önemli ihtiyacımız da tabi ki su. Su kaynağı şehrin şahdamarıdır. Bu suyun temiz olması ise daha önemli. Bazı şehirler doğal su kaynaklarının doğduğu yerlere kurulurken, bazıları da su ihtiyacını kuyularla giderir. Çok büyük bazı şehirler ise su kanallarıyla şehre su getirir. Eğer hiç bir şekilde suya erişim yoksa orası zaten şehir değildir, veya şehirlikten çıkması an meselesidir.

Suya erişimde en garanti ve rahat yöntem Markarth gibi temiz su kaynaklarının çıktığı yerlere şehri kurmak. Batı Skyrim’deki Enginyurt bölgesini oluşturan Karth Nehrinin kaynaklarından birisi Markarth şehrinden doğmaktadır. Markarth’ın kalbi Taş Saray’ın üzerinden dökülen sular buna en güzel örnek. Hem engebeli bir araziye kurulan hem de doğal kaynak suyu olan Markarth bu bakımdan uzun süre kuşatmalara direnebilme özelliğine sahiptir. Keza aynı şekilde Whiterun şehri de Ejderkonak’tan başlayan su kaynağı sayesinde doğal su kaynağına erişebilmektedir.

Elflerin Alinor şehri, Bretonların Daggerfall’u su kaynaklarının doğduğu noktalara inşa edilmiş durumda. Ayrıca dikkat ettiyseniz bu şehirlerin merkez kalesi, su kaynağına en yakın noktaya kurulmuş durumda. Bunun sebebi de dış surlar düşerse savunmaya iç kaleden devam edebilmek. Bunu yaparken de sudan feragat etmemek. Ayrıca suya sahip olmanın otorite kurmakla da ilgisi var.

Şehir su pınarının üzerine kurulmadıysa paniğe gerek yok, kanallar vasıtasıyla suyu taşıyabilirsiniz. Bu biraz daha pahalı bir yöntem, ama hiç yoktan iyidir. Kanalın inşası, bakımı ve güvenliği en büyük sorunların başında geliyor. Tıpkı şehre inşa edilen surların nasıl ki belli aralıklarla bakımının yapılması gerekiyorsa, bu kanalların da bakımı yapılmalı. İlaveten kanallar surların dışında olduğu için güvenlik açığı da oluşturuyor. Kuşatmaya gelen düşman ordusu kanalı yıkabilir veya suyu kesebilir. Bu yüzden mümkünse bölgenin genel güvenliğini sağlamanız gerekli, ki bu da masrafoğlu masraf demek.

Su kaynağına kanallarla erişen iki büyük şehir mevcut: Orsinium ve Rimmen. Orkların tarihte üç kez kurduğu Orsinium şehrinin ilkine dev bir su kemeriyle temiz su sağlanmaktadır. Fakat Redguard ve Bretonların ilk Orsinium’u yıkması yüzünden bu kemer de kullanım dışı kalmış. İkinci Orsinium şehri ise ilginç bir şekilde ilk Orsinium şehrinin suyu aldığı Wrothgar dağlarının eteklerine kurulmuştur. Böylece Markarth gibi doğrudan suya erişebiliyorlar, kemere de gerek kalmıyor.

Khajiit memleketi Elsweyr’deki Rimmen şehri insanların eseri, ve kuzey Elsweyr’i boydan boya aşan bir su kemerine sahip. Bölgenin Orsinium’a göre daha kurak olduğunu düşünürsek Rimmen için kanalın önemi daha büyük. Orsinium bir nebze olsun eriyen karların suyuyla iyi kötü geçinebilecek durumda olsa da Rimmen için bu geçerli değil. Ayrıca Elsweyr’deki kanal vadilerin üzerine inşa edilmesi yani çok yüksek ayaklara sahip olması nedeniyle bakım masrafı daha fazla. Şehri İmparatorluk inşa ettiği için hiç bir masraftan kaçınmamışlar.

Kanalizasyon

Surları inşa ettik, hendeği kazdık, temiz suyu getirdik. Ve geriye o meşhur soruyu sormak kalıyor: Nereye sıçacaklar? Evet, ilk bakışta kulağa komik gelebilir ama şehir halkının nereye sıçacağı meselesi şehrin savunması kadar önemli bir mesele. Binlerce hatta on binlerce sakini olan şehrin kanalizasyon altyapısı eğer düzgün değilse istediğiniz kadar savunma hattına sahip olun, salgın yüzünden şehrin yok olması bir kaç haftayı geçmez.

Modern insanın en büyük lüksünden biri her evde suyun aktığı lavabonun ve ihtiyacını gördüğü tuvaletin olması. Tabi ki bunlar Tamriel’da mevcut değil. Temiz suyu şehrin fıskiyesinden veya kuyudan alacaksınız. Tuvaletinizi de ya kovaya ya da toplu tuvalet alanlarına yapacaksınız.

Roma’daki gibi toplu tuvalet mekanlarının varlığını ben Elder Scrolls’ta göremedim. Eski Roma şehirlerinde vatandaşlar kahvede sohbet eder gibi toplu tuvalet alanlarına gidip hem ihtiyaçlarını görüyor hem de ahaliyle sohbet edebiliyordu. Alternatif olarak İngilizlerin chamber pot, benimse bok kovası dediğim yöntemle ihtiyaç görmek mümkün. Skyrim’de, Oblivion’da veya herhangi bir Elder Scrolls oyununda, bir evin kapı kenarında kova görürseniz o kovayı çalmakla uğraşmayın derim, tabi tercih sizin.

Avlusu olan evlerde kovaya sıçmak yerine bahçedeki hazneli ufak kulübeye sıçmak da ihtimaller dahilinde. Hem kova hem de bu hazne dolduğundaysa şehir yönetiminin açtığı lağım çukurlarına dışkılar dökülür, yeteri kadar dolduğunda üzeri toprakla örtülüp kapatılır. Böylece dışkılar meydanda kalıp yaz vakti hastalığa davetiye çıkarmaz.

Ama en güzeli düzgün çalışan bir kanalizasyona sahip olmaktır. Temiz suya erişimi olan şehirlerde su kanallardan akıp şehri dolaşır. Tam surlardan dışarı gideceği noktaya yakın bir ise dışkıların atılacağı yer olarak belirlenir. Böylece akan suyla beraber pislikler de şehrin dışına atılmış olur. Az önce örneğini verdiğim Markarth, Whiterun gibi şehirler böyle işliyor. Oyunun başlarında Riverwood’dan çıkıp Whiterun’a geldiğiniz o ilk sahnede şehirden dışarıya akan ufak dere aslında lağım suyu. Garibim oyuncu da manzaraya bak be deyip screenshot alıyor. Aman diyeyim.

Surların aksine Tamriel’da altyapı sandığımızdan da ileri. Wayrest, Riften ve İmparatorluk Şehri gibi kompleks kanalizasyonlara sahip şehirler mevcut. Şehrin altında dolanan bu kanallara yine şehrin farklı noktalarındaki açıklardan pislikler dökülür. Kanalizasyonun içinden akan su ile de pislikler şehir dışına gönderilir. Bazı durumlarda örneğin suyun debisinin düştüğü ve pisliğin arttığı ve dışarı atılamadığı durumlarda lağım işçileri küreklerle işe koyulur, ve bokları dışarı doğru süpürür.

Kanalizasyonların bir diğer sıkıntısı da alengirli işler için uygun ortam sağlaması. Hırsızlık, cinayet, adam kaçırma gibi eylemler için mükemmel bir mekan. Pis olduğu için herkes hemen girmeye cesaret edemez, bu yüzden de hırsızların bir numaralı sıvışma noktasıdır. Bu konuda meşhur olan Riften şehrinin eline kimse su dökemez.

Genel hatlarıyla Tamriel’daki bazı şehirlerin belediyeciliği böyle işliyor. Su altyapısı olarak çoğu şehir iyi durumda, ama savunma için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Neredeyse hiç bir şehirde hendek bulunmuyor, veya surlar uzun kuşatmalara dayanacak şekilde yapılmamış.