Blog

Enginyurt Halkı – Skyrim’in Dışlanmış Kültürü

Yamyam ve barbar diyorlar, peki gerçek ne? Enginyurtluların kökenini ve Nord propagandasının payını araştırıyoruz.


Yabani, vahşi, yamyam, Daedracı ve barbar… Bu ve daha bir sürü sıfat Skyrim’in batısındaki dağlık Enginyurt bölgesinde yaşayan yerli halk Enginyurtlular için kullanıldı ve kullanılmaya da devam ediyor. Bu halkın kökeni nedir, nereden gelir, nasıl yaşar ve nasıl düşünür gibi sorulara cevap arayacağız. Acaba bu sıfatları gerçekten hak mı ediyorlar, yoksa bunlar birer Nord propagandası mı?

Gameplay ve Lore

Lore kısmına girmeden önce gameplay tarafına bakalım. Enginyurtlular ya da Reachmen diye tanıdığımız bu halkı Skyrim ve Elder Scrolls Online oyunlarında görüyoruz. Skyrim’in batısındaki engebeli coğrafyayı mesken tutan bu halkın kökenine dair farklı iddialar mevcut. Oyunlarda karakter modellemeleri Breton ırkının modellemesi kaynak alınarak yapılmış. Esasında lore’da da Bretonlardan bozma bir halk olduğu söylenir. Fakat şunu unutmamalıyız ki, gameplay her zaman lore’a eşit değildir. Örneğin Skyrim’in en büyük şehri Solitude’da oyunda on tane ev var diye lore’da da bu böyledir diyemeyiz. Oyunun mekanikleri ve yapımcıların bazı konularda kolaya kaçması lore ile çelişebilir. Enginyurtluların da Bretonlardan modellenmesi bunların gerçekten Breton ırkından türediği anlamına gelmiyor. Hatta bir Breton’a sorsanız, onların farklı bir ırk olduğunu söyler, aynı şekilde Enginyurtlu da kendi halkının Bretonlardan gelmediğini savunur. Elbette bunda türeyen ırkın, ki bu durumda Enginyurtluların, kendilerini Bretonlardan daha aşağı görmek istememesiyle de bağlantısı var.

Irk ve Kültür

Öte yandan Nord faktörünü de göz önünde bulundurmak lazım. Uzun bir süredir aynı coğrafyada komşu olan bu halkların birbiriyle karışması kaçınılmaz ama bu komple yeni bir ırk ortaya çıkarttı demek abesle iştigal olur. Buradan da ırk mevzusuna geçeyim. Enginyurtlulara hatta tırnak içinde ırk diye hitap ettiğimiz Breton, Nord, Orman Elfi gibilerine ırk denmesi bana göre pek doğru bir kullanım değil. Bana göre Elder Scrolls’ta sadece üç ırk bulunuyor. Bunlar elf, insan ve yabansılar. Elf ırkı içerisindeki Orman Elf, Kara Elf, Dwemer, Orsimer gibileri ırk değil kültür. Keza insanlarda da Nord, Emperyal ve Enginyurtlular da birer kültür. Bu ırklar tarih içerisinde göçler ve çevresel etmenlerle kendine has kültürler oluşturmuş durumda. Peki o zaman Enginyurt kültürü nasıl meydana geldi?

Nede Kökeni

Bu konuya dair iki teori mevcut. Bunlardan biri bütün insan ırkının Tamriel’da ortaya çıktığını savunurken karşıt görüştekiler ise asıl anavatanın Atmora olduğunu savunur.

İlk görüşte Nede diye bilinen ilk insanların Tamriel’da bulunduğunu Cyrodiil’in Sosyal Tarihi kitabı şu cümlelerle açıklar: “Aslında, o zamanın insan yerleşimcileri Tamriel’in her köşesini Skyrim kurulmadan çok zaman önce zaten ellerinde bulunduruyorlardı. Bu, ilk Cyrodiillileri, Breton’ların atalarını, Hammerfell yerlilerini ve belki de şimdi ortadan kaybolmuş Morrowind’in insan sakinlerini, diğer bir deyişle Nede topluluklarını kapsar.” Kitabın devamında ise Skyrim’e gelen Ysgramor’un binlerce yıl öncesinde insan toplulukları zaten Tamriel’da yaşadığı anlatılır. Skyrim hariç diğer yerlerde elflere göre azınlık olan insanlar zaruri olarak elflerle iyi geçinmeye çalışmıştır. Lakin Skyrimli insanların zor zamanlarda sığınabileceği Atmora gibi alternatif bir rotası olduğu için, bu insanların elflerle ya da spesifik olarak Kar Elfleriyle iyi geçinme ihtiyacı olmadığından bahseder.

Bu teori arkeolojik buluntularla da desteklenir. Elder Scrolls Online’da antikite kazıları sırasında bulabileceğiniz gümüş bir madalyonun erken Elf Çağı’na ait olduğu ortaya çıkar. Bu madalyon Black Marsh’ta yaşayan yerli insan kabilesi Kothringilere aittir ve eğer bu bulgular doğruysa, madalyon Ysgramor ve Nordların Skyrim’e göçünden çok öncesine aittir. Ve bu da demek oluyor ki gerçekten Ysgramor’un dönüşünden çok önce bile Tamriel’da insan yerleşimleri varmış.

Karşıt görüş ise insanların ortaya çıktığı yerin Tamriel değil Atmora olduğunu söyler. Yine Ysgramor öncesinde farklı kabileler dalgalar halinde Atmora’dan Tamriel’ın farklı bölgelerine göç eder. Ve zaman içerisinde kendi yöresel kültürlerini oluştururlar. Eğer az önce bahsini ettiğim arkeolojik bulgu gerçekse o zaman Atmora köken teorisi asılsız demektir.

Bu bilgiler ışığında Enginyurtluların kökeninin Skyrim’in batısında yaşayan bir Nede kabilesi olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde Ulu Kaya’lı Bretonların da kökeni Ulu Kaya’da yaşayan Nedelerdir. Fakat Bretonlar kendi topraklarına hükmeden elf soyu Direnni sülalesiyle karışıp yarı elf yarı insan bir toplum ortaya çıkartırken Enginyurtlular elflerle karışmamıştır. Breton ve Enginyurtluların kardeş ırk olduğu söylemi de bu Nede bağlantısından kaynaklanıyor demek yanlış bir tespit olmaz.

Karth Nehri ve Sosyal Yaşam

Batı Skyrim’in dağlık bölgesinde yaşayan yerli kabileler coğrafyanın da etkisiyle kendilerini dış istilalardan bir nebze olsun koruyabilmiş ve kısmen bağımsız kalabilmiştir. Druadach dağlarının zirvesinden başlayan Karth nehri dağlık Enginyurt’u çok sayıda şelaleyle boydan boya aşıp, meşhur Ejderha Köprüsü köyünün ejder figürlü köprüsünün altından akar, ve Skyrim’in başkenti Issızkent’in önünden usulca Hayaletler Denizi’yle birleşir. Diyebiliriz ki Karth Nehri olmasaydı, Enginyurtlular olmazdı. Bir halkın içme suyu, temizliği, beslenmesi ve hatta savunma sistemidir bu nehir. Druadach dağından köpürerek akan bu temiz su halkın bir numaralı içme su kaynağıdır. Zengin balık nüfusu sayesinde tarıma elverişli olmayan bu arazide halkı doyurur. Dağlık araziyi bıçak gibi yararak oluşturduğu şelaleler, yüksek debisi ve sivri kayalar sayesinde Enginyurt’u Skyrim’in düz ovalarından ayırarak doğal bir savunma hattı yaratır. Bu özellikleriyle Karth Nehrinin, Enginyurt kültürünün oluşumunda yegane rol oynadığını söylemek abartı olmaz.

Karth Nehri
Karth Nehri

Enginyurt halkının çok az bir kısmı tarımla uğraşır. Geri kalan herkes ya avcılık ya da balıkçılıkla karnını doyurur. Kulağa her ne kadar basit gelse de aslında av sezonu sınırlıdır. Kış mevsiminde bastıran yoğun kar ve tipi nedeniyle nehir donar, balığa erişim kesilir. Hayvanlar da kış uykusuna çekilir. Bu yüzden Enginyurt halkı yazın toplayabildiği kadar av toplayıp, kış geldiğinde avladıkları hayvanlar gibi mağaralarına çekilip yazın gelmesini bekler. Kış mevsimi ise boş durup yatma sezonu değildir elbette. Bu mevsim genelde av aletleri üretimiyle geçer. Karlar erimeye başladığındaysa aletlerini kullanıp gıda ve yakacak odun stoku yapmaya başlarlar.

Avlanmanın yanı sıra hayvancılık da yaygındır. Büyükbaş çiftlik hayvanları ulaşım ve tüketim ürünüdür. Yazın yeşil otların kapladığı Druadach Dağlarında semiren hayvanların bir kısmı, kış gelmesine yakın kesilir. Kabilenin ortak tütsü evlerinde etler kurutulup tütsülenir, böylece bütün bir kış boyunca bozulmadan muhafaza edilmesi sağlanır. Sığır, keçi, koyun ve atlar bile gerektiğinde kesilip yenir.

Enginyurt’ta hiç bir şey ziyan olmaz. Yakalanan büyük avların ve çiftlik hayvanlarının derileri, etleri ve hatta kemikleriyle kanları dahi kullanılır. Kemikler çadır direği, ok ve bıçak üretimi için biçilmiş kaftandır. Kanlarını ise ayinlerinde kullanırlar. Mamut gibi iri hayvanların dişleriyle kaburga kemikleri, kamp alanlarının etrafına kazık gibi çakılır. Kemikler ayrıca muska üretimi ve kehanetlerde de kullanılır.

Keçinin sütünden yöresel peynir ve koyun sütünden fermente edilmiş içki üretimi ise kışın tüketilen gıdaların başında gelir. Keçiden elde edilen süt, yavrusu oğlağın kesilip midesinde pıhtılaştırılıp peynir haline getirilmesiyle yapılır. Rivayete göre peynir aromasındaki yoğun tuz ise keçinin göz yaşlarından kaynaklıdır. Enginyurtlulara göre bu acı tat ve vahşet dolu peynir üretimi, kendi halklarının yaşadığı zorlukları sembolize eder. Ve yaşadıklarını sonraki nesillerin unutmaması için peynirlerini de böyle üretirler.

Koyun sütünden üretilen klef ise son derece acı ve boğaz parçalayıcıdır. Çoğu Enginyurtlu bu içkinin leş gibi tadı olduğunu inkar etmez, bunu içmelerindeki asıl amaç ne kadar dayanıklı olduklarını kanıtlamak ve bunu yaparken de sarhoş olmaktır. Bazen bunu tatlandırmak için bölgede bolca bulunan ardıç üzümünü içkiye katıp hafif tatlı bir aroma oluştururlar. Tabi bu klefin rezil tadını tamamen değiştirmiyor…

Bütün bu gıda hazırlığı ve stok hazırlama yazın havalar güzelken yapılır, ilk kar tanesi düşmeye başladığında Enginyurt halkı yavaşça köşesine çekilir. Ve bir kışı daha atlatabilecekler mi diye beklemeye koyulurlar.

Enginyurt Tanrıları

Klanların farklı yaşam tarzı ve davranışları olduğu gibi din konusunda da ufak farklılıklar mevcut. Her klanın kendine ait koruyucu ruhu ve Daedrik ayinleri var. Hircine, Namira, Nocturnal ve Molag Bal yaygın olarak tapınılan Daedrik prensler arasındadır. Bunların dışında Malacath, Mehrunes Dagon ve Peryite’a da ibadet edilir.

Bu prensler içinde en çok Hircine rağbet görür. Hircine halk dilinde Avın Prensi, Av Kralı, Yabani Baba, Şekildeğiştiren, Yaşlı Geyik-Göz gibi farklı sıfatlarla anılır. Tüm diğer Enginyurt tanrıları gibi Hircine de zalim bir öğretmendir. İnandıkları dine inanç veya ibadet demezler, bunun yerine ders ve ibret kelimesini kullanırlar. Zor bir coğrafyada yaşadıkları için başlarına gelen her kötü olay tanrıların onlara bir ders vermesidir. Hircine ayrıca bir avcı gibi sürekli tetikte olmayı öğütler. Bir soluktan bir sonraki soluğa kadar asla gardını düşürme, anı yaşa gibi yaşam tarzları bu halkın agresif olma sebeplerinden biridir. Hircine’i benimsedikleri için onun laneti olan kurtadamlık da Enginyurtlular tarafından büyük saygı görür. Tabi bunu onlar bir lanet olarak görmez, bunun yerine yaşamı kolaylaştıran bir yaşam formu olarak yorumlarlar.

Dua eden bir Enginyurtlu
Dua eden bir Enginyurtlu

Enginyurtlular yalnızca iki evrenin varlığına inanır, bedeni ve ruhani evren. Bedeni evrenin efendisi Hircine iken, ruhani evrene Namira hükmeder. Diğer halklar arasında Namira yamyamlığı teşvik etmesinden ötürü korkulan ve nefret edilen bir tanrı olmasına rağmen Enginyurtlular onu vahşi yaşamın doğal koşullarını temsil eden tanrı olarak görür. Yaşam ve ölüm, başlangıç ve son, ihtimaller ve imkansızlık, hepsi Namira’nın evreninden doğar.

Eski Nord inancında çok önemli bir yere sahip olan Lorkhan ilginç bir şekilde Enginyurtlularda da görülür. Efsanelerde anlatılana göre, kara boşluğu ziyaret eden Lorkh’a gelecek tezahür eder; hiçlik aslında sonsuz ihtimallerin başlangıcıdır. Bu olasılığın farkına varınca ruhani alemden daha fazlası olabileceğini düşünür. Böylece Lorkh, ruhani alemin efendisi Namira’ya yanaşır ve onun sonsuz evreninde başıboş dolaşan ruhları yönlendirebileceği bir yer arar. Lakin yaratılan bu yeni yer için Lorkh kendisini feda etmiştir. Çetin şartları olan ve acı tecrübelerle ruhları yoğuran yeni bir evrendir burası. Enginyurtlular da bundan ibret alarak zor koşullara ayak uydurmaya çalışmışlardır. Ayrıca Fundakalp savaşçılarının dönüşümleri esnasında kalplerini sökmeleri de asında Lorkh’u taklit etmektir. Kalbini feda eden Lorkh gibi bu savaşçılar da kendilerini feda edip daha güçlü bir şekilde yeniden doğar.

Bir diğer rağbet gören tanrı Peryite bu topraklarda yine alışılmışın dışında bir anlama sahiptir. Salgın hastalıklar, veba ve fareler gibi pisliklerin efendisi olan bu tanrı, Enginyurtlulara göre doğal düzeni sağlamaktadır. Var olan her şey yok olacaktır, fazla yükselen kule yıkılacaktır, sürekli beslenip karnını şişiren Enginyurtlu artık hareket edemeyip açlıktan ölecektir… Hastalıklar karşısında üzülmezler, hatta hastalıktan ölenlerin arkasından da üzülmezler. Çünkü bu sayede nüfus dengesi korunur, doğa kendini yenilemiş olur. Bu denge unsuru esasında diğer kültürlerdeki Akatosh’un göreviyle benzerlik gösteriyor. Akatosh dengeyi zaman kavramı ile sağlıyordu, doğanlar zaman sayesinde büyür yaşlanır ve ölür. Böylece denge korunur. Peryite da dengeyi zaman yerine hastalık ile sağlamaktadır.

Fundakalp Savaşçıları

Enginyurt’un azılı savaşçıları olan Fundakalpler de bu halkın tanrılarıyla bağlantılıdır. Vahşi bir ayinle savaşçının kalbi sökülüp yerine funda kalp ağacının canlı tohumu konur. Bu işlemi hagravenlar yapar ve işlemin başarılı olması Hircine’in takdirine bağlıdır. Her klan kendine has bir ayinle fundakalp üretir. Örneğin Kor-Kalp Klanı kalbin sökümü esnasında yoğun acı veren yöntemler kullanır. Bu sayede ibadet ettikleri zalim tanrı Molag Bal’ı onurlandırırlar. Fundakalp mertebesi, onu taşımayı hak eden kudretli savaşçılara bahşedilir. Bir kişiyi zorla fundakalp yapmak ise hor görülür.

Hagraven
Hagraven

İlk fundakalp savaşçı ise Kızıl Kartal diye bilinen Faolan’dır. Birinci İmparatorluğun istilasına karşı bir Hagraven ile anlaşır ve halkını kurtarmak için değişim geçirmeyi kabul eder. Faolan amacına ulaşıp imparatorluğa ağır darbe indirir.

Fundakalplerin yeni kalpleri onlara büyük bir güç ve direnç kazandırmanın yanı sıra ömür boyu süren bir acıyı da beraberinde getirir. Göğüs kafesinde açık olan kalp yuvası fedakarlıklarını diğerlerine göstermelerini sağlar. Ayrıca bu savaşçıların birer hortlak olmadığını da hatırlatalım. Dolayısıyla hortlaklara etki eden büyüler bunlara işlemez.

Bir fundakalp öldüğünde ise ruhunun nereye gideceği hayattayken yaptıklarına bağlıdır. Hircine’in değerli gördüğü ruhlar istedikleri ahirete gitmekte özgürdür. Ama Hircine’i memnun edemeyenlerin ruhları Hircine’in diyarında ebediyen av olarak avcılardan kaçmak zorunda kalır.

Komşu Irklarla İlişkiler

Markarth’ın ve Enginyurt’un tarihine dalmadan önce bir de aynı topraklarda yaşadıkları Nordlarla olan ilişkilerine bakalım.

Enginyurt’ta başınıza bir şey gelmeden gezdiğinizde bölgedeki çok sayıda Nord harabesi dikkatinizi çekecektir. Madem burası Enginyurtluların toprağıysa Nord höyükleri ve tapınakları nasıl oldu da buraya geldi? Bunun cevabı Ysgramor’un Atmora’dan dönüşünde saklı.

Atmoralıların ya da günümüzdeki bilindik adlarıyla Nordların Skyrim’e gelip Kar Elflerini katletmesi meselesine girip konuyu dağıtmayacağım. Nordlar Skyrim’e akın akın geldiğinde dört bir koldan dağılıp yeni şehirler inşa eder. O devirdeki gazın ve bağnazlığın etkisiyle Nordlar Skyrim’i bayındır hale getirir. Enginyurt’ta gördüğünüz Nordik yapılar da bu devrin eseridir. Ne zaman ki Ysgramor ölüp Nordlar farklı siyasi yapılara bölünmeye başladılar, Enginyurtlular da terk edilen ya da terk ettirilen Nord mekanlarına Markarth’a çöktükleri gibi çökmeye başladılar.

Yine de Enginyurtlular taştan bu devasa yapılardan iğrenmektedir ve tamir etmeyeceklerini söylemektedir. Eski Nord tapınaklarıyla höyükleri de klanların çadır kurduğu tırnak içinde kamp alanlarına dönüşüverir.

Sonraki asırlarda ise Enginyurtlular ile Nordlar arasında sıradan sınır çatışmaları yaşanır. Özellikle Enginyurt halkı yakın Nord köylerine baskınlar yapıp Nordları kaçırmaktadır. Kaçırılanların büyük bir kısmı köle olarak kullanılır. Köleler de hayvanların bakımı gibi angarya işlerde çalıştırılır. Bazen sert geçen kışlarda veya kurak geçen yazlarda tanrıları memnun etme amacıyla Nord köleler tanrılara kurban edilir. Ama bu işlem çok nadirdir, çünkü Enginyurtlular kendi tanrılarına yabancı Nordları kurban etmeyi pek uygun görmez.

Nordlar ve Enginyurtlular sürekli savaşmakla yetinmemiş, bazen de sevişmeyi tercih etmişlerdir. Bu iki düşman ırkın birlikteliğinden doğan belki de en meşhur kişi Ulfsild’dir. Tarihi metinlerde adına çok az rastlansa da kendisi Skyrim’deki Kışhisar Koleji’ni kuran kudretli büyücü Shalidor’un karısıdır. En az Shalidor kadar güçlü bir büyücüdür. Birinci Çağ 1030’daki Kızıl Kartal’ın isyanı sonrası doğan Ulfsild’in babası Fundakalp savaşçısı, annesi ise Nord’dur. Küçükken Nordlar tarafından Hagraven cadılarının yuvasından kurtarılır, ve Nordların Alim İnsanlar dedikleri kadim büyüleri icra eden Nord Şamanları tarafından yetiştirilir.

Kayıp Vadi Mevzisi
Kayıp Vadi Mevzisi

Nordlar kadar High Rock tarafındaki Bretonlar da bazen Enginyurtluların saldırılarından nasibini almıştır. Barbarca ve Acımasız Bir Yaşam adlı kitapta Breton bir kızın Enginyurtlular tarafından kaçırılması anlatılır. Çocukken ormanda yabani meyve toplarken Voance adında Enginyurtlu bir kadın tarafından kaçırılıp dağlara götürülür. Namira’ya tapan bu kabilede küçük kız öldürüleceğini zannederken aslında köle olarak kullanılır. Onun yerine kabilede doğan zayıf ve hastalıklı bebekler Namira’ya adına kurban edilmektedir. Bu sayede hem besleyecek boğaz sayısını azaltmış oluyorlar, hem de tanrılarını mutlu etmiş oluyorlar.

Kar Elfleriyle nasıl bir ilişkileri olduğuna dair elimizde belge yok, ama Enginyurtluların korku masallarında Falmerların bahsi bir kaç kez geçer. Enginyurtlu gözcüler dağın birinde mağarada gobline benzeyen insanımsı yaratıklara denk gelir. Tüysüz, gözleri olmayan, ölü bir balık gibi gri deriye sahip olan bu yaratıklar gözcüleri ve Enginyurtluları ilk başta rahatsız etmez. Sonradan klan şefi av partisi kurup mağaraya baskına gider. Lakin mağarada hiç bir canlıya rastlamazlar.

O günün gecesinde köylerinden bir kaç Enginyurtlunun parçalanmış cesetlerine denk gelirler. Şef tekrar ekibiyle mağaraya baskına gider, yine kimseyi bulamaz. Ertesi gün bu sefer köyden çocuk ve bebekler kaçırılır. Öfkeden deliye dönen şef komşu köylerden şaman ve cadıları çağırır. Hepsi birlikte mağaranın girişine lanetler okuyarak büyük bir heyelan meydana getirir ve girişi kapatırlar. Enginyurtluların balık halk diye adlandırdığı o yaratıklara da bir daha rastlamazlar.

Bu her ne kadar bir masal gibi gözükse de aslında içinde gerçeklik payı bulunduruyor. Enginyurt’un hemen altında yaşayan Falmerların bir kısmı yeryüzüne çıkıp Enginyurtlulara denk gelmiş olsa gerek. Ama bunların ilk başta saldırgan bir tavır sergilememesi, anca Enginyurtlular saldırıya geçince karşılık vermeleri de enteresan. Belki de kör oldukları için Enginyurtluları görmemiş olabilirler, kim bilir.

Enginyurt halkının bu ve bunun gibi olaylarla Falmerlar ile temasları bulunuyor. Bu temaslar ise genelde karşılıklı saldırı ve katliamdan öteye gitmemiş.

Bölgenin Kalbi Markarth

Enginyurt’un klanları sene içerisinde farklı bölgelere göç eder. Her klanın yaz ve kış yerleştiği alan bellidir. Ama Markarth şehrine burada ayrı bir parantez açmak lazım.

Markarth şehri aslında Dwemer mimarisinin bir ürünüdür. İsminin anlamı Yukarı Karth’tır. Birinci Çağ’ın ilk asırlarında Karth Nehrini besleyen bir dağlardan biri olan Karthmad dağını oyan Dwemerler yapmıştır. Şehir esasında altında saklı olan asıl şehir olan Nchuand-Zel’in yeryüzündeki çıkıntısıdır. Nchuand-Zel ise neredeyse bütün Enginyurt’un derinliklerinde yer alan devasa mağara sistemi Kara Menzil’e bağlanır. Dwemer ırkı Aetherium adı verilen madeni burada çıkarır. Birinci Çağ 700lerde gizemli bir şekilde ortadan kaybolduklarında Markarth şehri de sahipsiz kalır.

Enginyurt’un insan halkı ise Markarth’a ilk başlarda yanaşmaz, çünkü yerin altında yaşayan yabancı elf halkı Dwemerlardan hazzetmemektedirler. Enginyurtlular Markarth’ı Dwemerlerin kaybolmasını takip eden senelerde sadece sert kış mevsimlerinde sığınma amacıyla kullanmıştır. Kalıcı yerleşim ise 930 senesi civarlarında başlar. Burayı mesken edinen klanın şefine “ard” unvanı verilir.

Markarth
Markarth

Enginyurt’ta her ne kadar merkezi yönetim olmasa da Markarth şehri bölgenin gayri resmi politik merkezidir. Buraya hakim olan şef, şehrin çevresine hükmeder. Şef ne kadar kudretliyse etki alanı da o kadar genişler. Zayıf şeflerin hakimiyet alanıysa sadece şehir surlarının içiyle sınırlıdır ki, zaten kısa süre sonra öldürülüp yerine başkasının geçmesi an meselesidir.

Markarth’ta kalıcı yerleşime geçilmesinden yaklaşık bir asır sonra, Birinci Çağ 1030lardaysa Birinci İmparatorluk Enginyurt’tu işgal etmeye kalkışır. Markarth şehri de İmparatorluğun eline geçer. Şehrin günümüzdeki haline gelmesinde Dwemerlardan sonra en büyük pay sahibi İmparatorluktur. Gerçi her ne kadar Dwemer mimarisi hatadan noksan olsa da surların onarımı, yönetim merkezi gibi yerleri imparatorluk ayarlamıştır. İmparatorluğun Markarth’taki hükmü klan şeflerinin yönetim tarzından öteye geçememiş ve en fazla Markarth’ın çevresine hükmedebilmişlerdir.

Birinci İmparatorluk bin sene sonra çöktüğündeyse Markarth bir süreliğine terk edilir. İkinci Çağ’ın dördüncü yüzyılında ortaya çıkacak olan Blackdrake klanından Durcorach şehrin kontrolünü ele geçirir. Ardından yönetimini de kuzeni Caddach’a devreder.

Enginyurt’un Politik Karakteristiği

Soğuk ve zor yaşam koşulları ister istemez halkın karakterini de etkiler. Doğanların şanslı, hayatta kalabilenlerin daha da şanslı olduğu bu coğrafya sürekli bir yaşam mücadelesiyle geçer. O yüzdendir ki yabancılara karşı pek sıcak davranmazlar. Zaten kısıtlı olan barınma ve tüketim maddelerini yabancılarla paylaşmaya sıcak bakmazlar. Klanlar halinde yaşayan Enginyurt halkı arasında genel bir birlik yoktur. Zaman içerisinde farklı klanlar ortaya çıkar, var olanlar birleşip yeni ve büyük bir klan meydana getirebilir. Tam tersi şekilde büyük klanlar, şef öldüğünde oğulları arasında bölünüp dağılabilir de. O yüzden Enginyurtluların siyasi yapısı oldukça akışkan ve değişkendir.

Çok fazla sayıda klan olduğundan merkezi yönetim yoktur. Ve bu da haliyle burayı işgal etmek isteyen dış güçler için zorlayıcı olmaktadır. Enginyurt’ta İmparatorluğun ve Nord krallıklarının doğrudan muhatap olabileceği bir otorite bulunmadığı için bu bölgeyi kontrol etmesi neredeyse imkansızdır. Bir klanla anlaşsalar dahi, o klana düşman olan diğer klanlar anlaşmayı yok sayar. Bu da sürekli olarak isyanlara sebebiyet vermektedir. Enginyurt, tarihinin hiç bir döneminde tek bir liderin hükmü altına girmemiştir. Çok tanınan meşhur figürlerden Kızıl Kartal ve Durcorach Blackdrake bile aslında bütün klanları birleştirememiştir. Meşhur Enginyurtlu sözü boşuna söylenmemiştir: “Enginyurt’ta herkes kral olabilir, ama kimse Enginyurt’un kralı olamaz”.

Efsanevi Kızıl Kartal

Bu söz tarihi süreçte geçerliliğini kısmen koruyabildi diyebiliriz. Birinci Çağ 1030 başlarında Faolan adındaki Ayrık Kuleler’in şefi, bütün Enginyurt’un kralı olmaya çok yaklaşmıştı. Aslında kralı olamasa dahi gelecek nesillerce bağımsızlığı ve özgürlüğün sembolü olacaktır.

Bu tarihte Birinci İmparatorluk, İmparatoriçe Hestra’nın yönetiminde sınırlarını genişletmeye başlar. Skyrim’in güneyinden bölgeye giren lejyonlar, klanları teker teker yok etmeye başlar. Bazı şefler savaşmadan teslim olmayı seçerken, savaşanlar da imparatorluk lejyonlarının botları altında ezilmiştir. Faolan da savaşı seçen şeflerdendir. Fakat onun klanının ihtiyar heyeti bir darbeyle yönetimi ele geçirip Faolan’ı uzaklaştırır ve imparatorluğa biat eder. Bundan sonra Kızıl Kartal adıyla bilinen Faolan’ın Druadach dağlarında direniş hareketi başlayacaktır.

Kızıl Kartal
Kızıl Kartal

Bağımsızlığa özlem duyan Enginyurtlular ona katılır ve gerilla hareketi şeklinde imparatorluğun ileri karargahlarına baskınlar yapmaya başlarlar. Geceleri lejyonerlerin kamplarını basan asiler gün doğmadan dağlarına ve mağaralarına geri çekilir. Ta ki sonraki gün batana kadar. Ama bu yaptıkları yeterli değildir. Kaynakları geniş olan imparatorluk düşen lejyonerleri sürekli yenileriyle takviye eder. İsyancılar adeta boşa kürek çekmektedir. Bundan sonrasında ise sabır ve bekleme oyunu başlar. İmparatorluk, ele geçirdiği topraklarda tutunmak için Kızıl Kartal’a inat geri çekilmez ve isyancının pes etmesini bekler. Ama bir gece vakti direnişin seyri değişecektir.

Kızıl Kartal, bir Hagraven ile anlaşma yapar ve kendisini Fundakalp adı verilen savaşçıya dönüştürmesini kabul eder. Böylece tarihteki ilk fundakalp savaşçı olur. Halkının bağımsızlığı için kendi kalbini ve belki de insanlığını feda etmiştir. Kızıl Kartal’ın baskınları daha vahşileşir ve başarı kazandıkça daha çok Enginyurtlu ona katılır. Son büyük savaşta Kızıl Kartal’ın bin tane lejyoneri öldürdüğü söylenir, ama kendisi de hayatını kaybetmiştir. İmparatorluk bölgeyi elinde tutmayı başarır, ta ki bin sene sonra yıkılana kadar. Kızıl Kartal isyanında görünürde başarısız olsa da halkının hafızasında yer edinmeyi başarmıştır.

İmparator Durcorach ve Longhouse Hanedanı

Enginyurtluların tarih sahnesine ikinci büyük çıkışları da Blackdrake klanı sayesinde olur. İri yapılı ve agresif bir karaktere sahip olan Durcorach, yirmili yaşlarının sonunda klan şefi olur. Üç yaşında ayı, beş yaşında geyik, yedi yaşında da dev öldürdüğü söylenen Durcorach’ın bünyesine çok sayıda enerjik savaşçı katılır. İnsan gücü artan Durcorach da bu sayede diğer bazı klanları kendisine bağlar. Durcorach’ın klanları yağmalayıp gücüne güç katması daha çok savaşçıyı kendisine çeker. Neticede bu savaşçılar da onun karizmasına ve askeri başarılarına güvenip gelmektedir. Fakat Enginyurt’un büyük çoğunluğu kontrol altına alındığında bu genişleme hareketinin zoraki olarak devam etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde rakip bir şef çıkıp Durcorach’a meydan okuyabilir, ve merkezileşen güç odağını yıkarak Enginyurt’u yine eski günlerine döndürebilir. İşte bu sebeple Enginyurt’un genişleme vaat eden klanları ne zaman genişlemeye ara verse, kendi sonunu hazırlamaktadır. Neyse ki Durcorach bu kaderi yaşamayacaktır.

Durcorach’ın artan gücü Enginyurt’un erkek cadı örgütü Tagh Droiloch’un dikkatini çeker. Cadılar Daedrik Prens Mehrunes Dagon’ın da katkılarıyla hortlak ordusu yaratır. İkinci Çağ 529 civarında neredeyse bütün Enginyurt klanları Durcorach’ın boyunduruğuna girer. 533’te Enginyurtlu ordusu, Cyrodiil’e girerek İmparatorluk Şehri’ni ele geçirir ve Durcorach da kendisini imparator ilan eder.

Büyük oranda bütün Tamriel’ın hakimi olan İkinci İmparatorluk, bir asır önce 430’da yıkılmıştı. Durcorach da imparatorlukta hak iddia edip güç kullanarak bu yıkılmış imparatorluğu ele geçirir. Fakat güç kullanarak yönetimi ele geçirmek başka, meşru olarak onu yönetmek başkadır. Durcorach eğer imparatorluğun geleneksel vasallarını ikna edemeseydi, kendi imparatorluğu Cyrodiil’in merkezindeki o ufak adacıktan öteye gidemeyecekti. İşte bu yüzden Cyrodiil’in doğu bölgesi olan Nibenay’ın nüfuzlu sülalesi Tharn ailesinden Veraxia Tharn ile evlenir. Eski imparatorluğun önde gelen soylularına da Kadim Konsey’de yer verir. Sadece bununla kalmayıp kendisi de artık Cyrodiil kültürünü benimsemeye başlar. Bu amaçla Blackdrake klanına mensup olmasına rağmen, Cyrodiil usulünce Longhouse Hanedanını kurar. Oğlu Moricar’ı da Emperyal hocalarına emanet ederek Cyrodiil kültürüyle büyümesini amaçlar.

Durcorach’ın hikayesi imparatorluğu ele geçirdikten sonra yavaş yavaş Enginyurt ekseninden çıkarak imparatorluk ve Cyrodiil ile daha çok bağlantılı hale gelecektir. Bu yüzden konudan sapmamak için Durcorach ve onun hanesinin tarihsel detaylarına çok girmeyeceğim.

Durcorach’ın oğlu Moricar Enginyurt topraklarında Emperyal kültürüyle büyür. Bu sayede hem atalarının topraklarındaki klan şeflerini idare edebilmiş, hem de veliahtı olduğu imparatorluk vasallarıyla iyi ilişkiler kurabilmiştir. Durcorach ise Ulu Kaya’ya düzenlediği sefer sırasında hayatını kaybeder ve yerine oğlu Moricar geçer.

Moricar Enginyurt’un sorumluluğunu kuzenine devreder, kendisi İmparatorluk şehrine yerleşir. Lakin yaklaşık yirmi sene sonra doğduğu topraklara geri dönecektir. Enginyurt’un sınır komşusu Batı Skyrim ile ilişkiler gerilmiştir. Skyrim’in batı topraklarına ordusuyla giren Moricar bir direniş ile karşılaşmadan Solitude şehrinin önlerine kadar gelir. Fakat Batı Skyrim kralı Svargrim’in ordusu ani bir saldırıyla Moricar’ı dağıtır. Mağlup olan ve yaralanan Moricar İmparatorluk Şehrine geri döner. Bir sene içerisinde de hayatını kaybeder, yerine oğlu Leovic geçer.

Durcorach Enginyurt’ta doğmuş ve Emperyal kültürüne tamamen yabancıydı. Oğlu Moricar ise Enginyurt’ta doğmuş ama hem Enginyurt hem de Emperyal kültürüyle büyümüştü. Torun Leovic ise İmparatorluk Şehrinde doğdu ve Enginyurltu olmasına rağmen Enginyurt kültürüne yabancıydı.

Leovic, Enginyurtlu imparatorların sonuncusudur. İkinci Çağ 576’da Daedrik Prenslere ibadeti yasallaştıran bir bildiri yayınlar. Bu bildiri Cyrodiil’de isyana yol açar ve Koloviya Dükü Varen Aquilarios, Leovic’i tahtından indirir.

Leovic’in ölümüyle hanedan sona erer ve Enginyurt’un Cyrodiil ile olan bağları kesilir. Bu tarihten bir kaç asır sonrasına kadar da tarihi metinlerde Enginyurt’a dair bilgi bulunmuyor.

Tiber Septim ve Hroldan Kuşatması

Enginyurt halkının tarih sahnesine çıktığı bir sonraki önemli olay ise o zamanlar Hjalti, daha sonra Tiber Septim diye bilinecek olan generalin de yer aldığı Hroldan Kuşatmasıdır. Hroldan mevkisi dağlık Enginyurt ve Whiterun Ovası’nın tam sınırında yer aldığı için tarih boyunca Nordlar ve Enginyurtlular arasında sürekli el değiştirmiştir.

Hroldan tam teşekküllü tahkimata sahip bir kale olmaktan ziyade ileri karakol görevi görür. İkinci Çağ’ın ilk yarısında Enginyurt halkının kontrolüne geçtiğinde klan şeflerinin anlaşmazlıklarını çözmek için toplandığı tarafsız bölge haline gelir. Hroldan İkinci Çağ 809 tarihinde ise Hjalti’nin kendini kanıtlayacağı bir kuşatmaya tanıklık etmiştir.

Falkreath Kralı Cuhlecain, güneyindeki Koloviya bölgesinin hakimiyetini sağlamak ve bunu yaparken de batıdan saldırı yememek için burayı pasifize etmeye çalışır. Bu amaçla generali Hjalti’yi Nord ve Koloviyalı askerlerden oluşan bir orduyla Hroldan’a gönderir. Meydan muharebesinde Enginyurtluların mukavemeti kırılır ve Hroldan’ın duvarları arkasına sığınırlar. Kuşatma silahlarından mahrum olan Hjalti, bu eksikliği nida gücüyle giderecektir.

Nida sanasını kullanarak bir fırtına yaratır. Başının üzerinde oluşan bu fırtınayı duvara doğru yönlendirir ve surlar çöker. Ardından Hjalti’nin ordusu Hroldan’ı ele geçirir. Bu fırtına olayından dolayı Nordlar Hjalti’ye Talos, yani bizim dilimizdeki anlamıyla Fırtınataç lakabını takar. Talos daha sonra Cyrodiil’i ele geçirip imparator ilan edildiğinde Emperyal kültürünü benimser ve adını Tiber Septim olarak değiştirir. Tıpkı az önce bahsettiğimiz Longhouse Hanedanı çocuklarının Enginyurtlu olmasına rağmen Emperyal kültürüyle yetiştirilmesi gibi.

Yeminliler Ayaklanması

Dördüncü Çağa geldiğimizde Enginyurt bölgesi Nord kontrolünde ve dolayısıyla imparatorluğa bağlı durumdadır. Lakin Thalmor ve İmparatorluk arasında çıkan savaş nedeniyle Markarth’ta konuşlandırılan lejyon Cyrodiil’e çağrılır. Markarth mevkibeyinin imparatorluk desteğini kaybetmesiyle Enginyurtlular ayaklanır, bir kaç Nord soylu infaz edilir. Markarth’ın ve Enginyurt’un hakimiyeti de Dördüncü Çağ 174’te yerli halkın kontrolüne geçer.

Bu infazlar harici bölgede yaşayan Nord halkına zarar verilmez ve beklenenin aksine huzurlu bir yönetim değişimi yaşanır. Bu sırada imparatorluk, Thalmor ile olan mücadelesinde kayda değer bir başarı elde edemez. İmparatorluk, 175 senesinde kendi topraklarında Talos’a ibadetin yasaklanmasını kabul ettiği ateşkesi imzalamak zorunda kalır. Bu madde ileride Skyrim’de büyük sorunlara yol açacaktır.

İmparatorluk yaralarını sarmakla uğraşırken yerinden edilen Markarth mevkibeyi Hrolfdir de Miğferyeli mevkibeyinden yardım talep eder. Miğferyeli mevkibeyi Hoag Fırtınapelerin’in oğlu Ulfric, Markarth topraklarında Talos’a ibadetin serbest bırakılması şartıyla yardım edeceğini söyler, teklifi kabul edilir ve Nord milis kuvvetleriyle Ulfric Enginyurt’u işgale başlar.

Dördüncü Çağ 176’da Ulfric’in birlikleri Markarth surlarını aşar ve şehirde kıyım yapar. Çok sayıda Enginyurtlu katledilir, şehirde hakimiyet sağlandıktan sonra bile suçlu masum ayırt etmeksizin yerli halk infaz edilmeye başlanır. Kaçabilenler dağlara sığınır. Mevkibeyi Hrolfdir şehrin yönetimini tekrar ele alır ve anlaşma gereği Talos’a ibadeti gizlice serbest bırakır. Bu durum doğal olarak İmparatorluğun Thalmor ile yaptığı anlaşmaya aykırıdır. Thalmor bir kaç sene sonra Talos’a ibadet yasağının uygulanmadığını öğrenince Markarth’a elçi gönderip ültimatom verir. Hrolfdir eli kolu bağlı bir şekilde Thalmor’un talebine uyar ve Ulfric’i tutuklar. 183’te Ulfric’in babası hayatını kaybeder ve Miğferyeli’nin yeni mevkibeyi hapisteki Ulfric olur. Bunun üzerine Ulfric serbest bırakılır ve o da Talos’a ibadet yasağını protesto etmek için Fırtınapelerin İsyanı’nı ve dolayısıyla Skyrim İç Savaşı’nı başlatır.

Tüm bunlar yaşanırken Markarth şehri Nordların, Enginyurt’un dağları da yerli halkın kontrolündedir. Ulfric’in Markarth’ı alırken Enginyurtlulara yaptığı soykırım Yeminliler Ayaklanmasına sebep olur. Kendisine Yeminli diyen Enginyurt halkı dağlarda gerilla hareketiyle direnişe başlar ve Skyrim oyununun geçtiği 201 senesine kadar kargaşa devam edecektir.

Skyrim ile Enginyurt’un Durumu

174’teki Enginyurt ayaklanmasıyla Madanach adındaki kişi Enginyurtluların kralı ilan edilir. 176’da Ulfric şehri geri ele geçirince Madanach infaz edilmek yerine hapse atılır ve Paçavraların Kralı lakabı takılır. Önceki devirlerde klan yönetim sisteminin Skyrim dönemiyle büyük ölçüde yok olduğunu görüyoruz. Nordların asırlar boyu Enginyurt halkını demir yumrukla yönetmesinden dolayı klan sistemi muhtemelen erozyona uğradı ve yavaşça yok oldu. Bu da kaçınılmaz olarak yerli halkın sahipsiz kalmasıyla sonuçlandı. Siyasi yapıları değişse de Enginyurtlular dağlarda ve mağaralarda geleneksel ilkel yaşam biçimlerini sürdürmeye devam ediyor.

Yeminli İsyanı başarılı olur mu muamma. Ama karizmatik bir liderin yokluğunu çektikleri aşikar. İbadetlerinin vurgu noktası olan çile ve zorluklar bütün tarihleri boyunca hiç dinmedi. Görünen o ki gelecek asırlarda da zorluklara göğüs germeye devam edecekler.