Elder Scrolls evreni, zengin detaylara sahip bölgeleri ve karmaşık loruyla, toplumların çok yönlü gelişimini keşfetmek için eşsiz bir zemin sunar. Bu bölgeler arasında soğuk ve dağlık Skyrim coğrafyası, dayanıklılığın, geleneğin ve derinlemesine iç içe geçmiş bir kültürel kimliğin yaşayan kanıtı olarak durur. Bir bölgenin veya milletin tarihi ifadesini kullandığımızda ise genelde başa geçen krallar ve bu kralların savaşları akıllara gelir. Dolayısıyla yaygın olarak ilgi çeken şey büyük insanların tarihidir. Fakat unutulmamalıdır ki kralları büyük insan kılan yegane şey küçük insanların varlığıdır. Tarlayı işleyen çiftçi, savaşta kalkanı taşıyan asker, ayinlere katılan dindar köylüler olmasaydı krallardan bahsedebilir miydik?
Bu çalışmamızda da büyük insanların yanı sıra Skyrim’in küçük insanlarının yaşamlarına mercek tutacağız. Skyrim’in kapsamlı kültürel tarihini ele alıp, sadece savaşların ve soyluların kroniklerinin ötesine geçerek bu engebeli toprakların sakinlerini tanımlayan temel unsurları araştıracağız. Bunu yaparken de Nord halkının duygularını, düşüncelerini ve karakterini etkileyen dini inanışlarına, yaşadıkları toprağın coğrafyasına, yöneten efendilerine hatta mutfağındaki yemeklerine göz atacağız. Kadim Ejderha Kültü’nden eski Nord animizm inancına, Atmora ile olan bağlarından elflere olan nefretlerine kadar geniş bir yelpaze önümüzde bulunuyor. Bu çeşitli boyutları sentezleyerek Skyrim halkının tarih boyunca nerede yaşadıklarını, neye inandıklarını ve farklı kültürel akımlara nasıl adapte olduklarını gösteren incelikli bir bakış açısı sunmak bir numaralı hedefimiz olacaktır.
SKYRIM COĞRAFYASI
Tamriel kıtasının kuzeyinde kendisine yer bulan Skyrim batıda Ulu Kaya, güneyde Cyrodiil ve doğuda Morrowind ile komşudur. Kuzeyinde ise çetin dalgalarıyla Hayaletler Denizi yer alır. Skyrim coğrafi yönüyle diğer bölgelerden izoledir denebilir, bölgenin üç tarafını çevreleyen sıradağlar Skyrim’in karadan işgal edilmesini neredeyse imkansız kılar. Bu doğal savunma hattı aynı zamanda Skyrim’de yaşayan halkların kendi kültürlerini korumasını da sağlar. Batıdaki engebeli Enginyurt toprakları Druadach dağlarıyla Ulu Kaya’dan ayrılır. Güneydeki Jerall Dağları da Cyrodiil sınırını oluşturur. Falkreath’ın güneyindeki Solgun Geçit Skyrim’in güneye açılan tek kapısıdır. Doğuda ise Velothi dağları Morrowind ile set oluşturur. Skyrim’in tam göbeğinde ise kıtanın en yüksek noktası olan Arz’ın Soluğu bulunur. Bu dağın en yüksek dağ olması dışında başka meziyetleri de vardır, ki Nord kültürünün şekillenmesinde başat rol oynamıştır. İleride bu konulara daha derinlemesine gireceğiz.
Kuzeydeki Hayaletler Denizi’nin ötesinde ise Eski Kıta Atmora bulunur. Atmora kıtası günümüzde tamamen donmuş haldedir ve kimsenin yaşamadığı varsayılmaktadır. İlk Nordlar’ın Atmora’dan Skyrim’e göç ettiği rivayet edilir. Bu denizde çok sayıda buz dağı yüzer, fırtınası da boldur ve muhtemelen hiç kalkmayan sis örtüsü nedeniyle Hayaletler Denizi adını almıştır. Hayaletler Denizi Miğferyeli şehrinin bulunduğu konumdan bir bıçak gibi Ak Nehirle Skyrim’in kalbine doğru ilerler. Nordlar kalıcı yerleşme amacıyla Skyrim’e geldiklerinde bu nehri takip ederek Skyrim’in iç kısımlarına ulaşmışlar ve ilk yerleşimleri kurmuşlardır. Gerek dağlar gerekse nehirlerle yani coğrafi konumları nedeniyle kıtanın geri kalanında izole olan şehirlere Eski Eyaletler denmiştir ve bu eyaletlerde eski Nord kültürü bir noktaya kadar muhafaza edilmiştir. Miğferyeli, Kışhisar, Seheryıldızı ve Vadikent bu şehirlerdendir. Diğer şehirler ise ulaşım kolaylığı nedeniyle farklı kültürlerle daha rahat etkileşimde bulunmuş ve bunun sonucunda kozmopolit bir Nord kültürü ortaya çıkarmıştır. Bunun kaçınılmaz etkisi olarak da doğudaki şehirler daha muhafazakar olmuştur.
Skyrim’in Kalbi Whiterun
Skyrim’in ortasındaki Whiterun ekonomik üretimi, tarihi başkentliği ve yoldaşların merkezini barındırmasıyla tarihi süreçte önemli bir yere sahip olagelmiştir. Burası geniş ve verimli ovalarıyla tanınır. Ak Nehir’in bereketlendirdiği bu topraklar, bölgenin tarımsal üretiminin kalbidir. Bu coğrafi avantaj, Whiterun’u Skyrim’in buğday ambarı haline getirmiştir. İklimi, kuzeydeki eyaletlere göre daha ılımandır; bu da buğday, lahana ve patates gibi temel gıda maddelerinin yetiştirilmesine olanak tanır. Bu tarımsal zenginlik, bölge ekonomisini doğrudan şekillendirir. Şehrin hemen etrafına serpilen tarlalar, değirmenler, Aselmaya Şaraphanesi gibi büyük bal şarabı imalathaneleri, yerel çiftliklerden elde edilen bal ve tahıllara bağımlıdır.
Şehrin merkezi konumu ve tarımsal üretimi, onu kaçınılmaz olarak Skyrim’in en önemli ticaret merkezi yapar. Tüm büyük yollar burada kesişir, bu da Whiterun şehrini tüccarlar, gezginler ve paralı askerler için bir buluşma noktası haline getirir. Bu durum, Whiterun’un mevkibeyine büyük bir politik güç verir. Skyrim İç Savaşı’nda hem İmparatorluk’un hem de Fırtınapelerinlerin Whiterun’u kendi saflarına çekmek için bu kadar çabalamasının nedeni budur; çünkü Whiterun’u kontrol eden, Skyrim’in ana ikmal hatlarını ve gıda kaynaklarını da kontrol eder.
Ilıman Bölge Rift
Skyrim’in güneydoğusunda yer alan Rift eyaleti, bölgenin geri kalanından çarpıcı bir şekilde ayrılır. En belirgin özelliği, jeotermal aktivitenin yarattığı ılıman iklimdir. Bu durum, Rift’in sonbahar renkleriyle bezeli kavak ormanlarıyla kaplı olmasını sağlar. Bu eşsiz flora, zengin bir ekosistemi ve özellikle büyük arı popülasyonlarını destekler. Bunun doğrudan bir ekonomik sonucu olarak, Tamriel’in en ünlü bal şaraplarının üretildiği yerdir. Riften’daki Karafunda Şaraphanesi, bu coğrafi avantajı kullanarak devasa bir ekonomik ve politik güç imparatorluğu kurmuştur.
Ancak bu zenginlik, karanlık bir yüzü de beraberinde getirir. Riften şehri, göller ve kanallar üzerine kuruludur ve bu labirenti andıran yapısı, onu suç örgütleri için ideal bir sığınak yapar. Hırsızlar Loncası merkezinin burada olması bir tesadüf değildir. Rift’in coğrafyası, bir yanda zenginlik yaratırken, diğer yanda bu zenginlikten pay almak isteyen bir yeraltı dünyasını besler. Bu durum, bölgenin sosyal yapısını yozlaşmış soylular ve lağımlarda gizlenen kanun kaçakları arasında bir gerilim hattı üzerine kurar.
Dondurucu Kuzeydoğu
Skyrim’in kuzeydoğu kıyıları, Nord yaşamının en sert yüzünü temsil eder. Dawnstar ve Winterhold civarları, yılın büyük bölümünde karla kaplı, ağaçsız tundralar ve buzlu kıyılardan oluşur. Hayaletler Denizi’nden esen dondurucu rüzgarlar, tarımı neredeyse imkansız hale getirir. Bu nedenle bu bölgelerdeki halk, geçimini topraktan değil, toprağın altından ve denizden sağlamak zorundadır. Dawnstar şehri, ekonomisini ufak limanına ve çevresindeki zengin demir ve gümüş madenlerine borçludur. Balıkçılık, hayatta kalmak için vazgeçilmez bir diğer faaliyettir.
Bu zorlu koşullar, burada yaşayan Nordların karakterini de şekillendirmiştir. Daha içe dönük, daha batıl inançlı ve yabancılara karşı daha güvensizdirler. Özellikle Winterhold’un yerlileri, bu şehirde bulunan büyücü okulundaki öğrencilere şüpheyle yaklaşmaktadır. Bir zamanlar Skyrim’in başkenti olan bu kadim şehir, Dördüncü Çağ’daki Büyük Çöküş adı verilen gizemli bir olayla büyük ölçüde denize gömülmüştür. Bu felaket, yerel halk arasında büyüye karşı derin bir korku ve nefret yaratmıştır, çünkü felaketin nedeninin şehirdeki okul olduğuna inanmaktadırlar.
Dağlık Enginyurt
Batıdaki Enginyurt, Skyrim’in en vahşi ve en geçit vermez bölgesidir. Sarp kayalıklar, derin vadiler ve tehlikeli dağ geçitleri, bölgenin coğrafi kimliğini oluşturur. Bu arazi, tarım için tamamen elverişsizdir. Ancak bu kayaların altında, Tamriel’in en zengin gümüş damarlarından bazıları yatar. Bu durum, Enginyurt’un tüm ekonomik ve sosyal yapısını belirlemiştir. Başkent Markarth, bir zamanlar Nchuand-Zel adıyla bilinen antik bir Dwemer yerleşkesinin kalıntıları üzerine, doğrudan bir dağın içine oyularak kurulmuştur ve şehrin varlığı tamamen madenciliğe bağlıdır.
Bu ekonomik yapı, Markarth’ta derin bir sınıf ayrımı yaratmıştır. Bir yanda, madenlerin sahibi olan ve şehrin tüm zenginliğini kontrol eden Gümüş-Kan gibi güçlü aileler, diğer yanda ise tehlikeli koşullarda çalışan yoksul madenciler bulunur. Dahası, Enginyurt’un bu sarp ve engebeli coğrafyası, bölgenin yerli halkı olan Enginyurtlular için doğal bir kaledir. Nord yönetimine karşı bağımsızlık savaşı veren radikal bir grup olan Yeminliler de bu halkın içinden çıkmıştır ve bu coğrafyayı kendilerine mükemmel bir sığınak olarak kullanır. Mağaralar, gizli geçitler ve dağ kampları, onların Nord devriyelerine ve kervanlarına karşı etkili vur-kaç taktikleri uygulayarak bitmek bilmeyen bir gerilla savaşı yürütmesine olanak tanır. Enginyurt’un coğrafyası, hem ekonomik zenginliğin kaynağı hem de bölgedeki en kanlı politik çatışmanın devam etmesinin nedenidir.
Çetin Koşullar
Skyrim’in coğrafyası, halkının hikayesinden ayrılamaz. Verimli bir ova, bir ticaret imparatorluğu doğurur. Ilıman bir vadi, bir içki hanedanının yükselişine zemin hazırlar. Buzlu bir sahil, halkını madenciliğe ve balıkçılığa iter. Kayalık bir dağ silsilesi ise hem büyük bir zenginliğin hem de sonu gelmez bir isyanın beşiği olur. Bir Nord’un bölgesel kimliği, sadakati ve hatta dünya görüşü, doğduğu eyaletin toprakları tarafından şekillendirilir. Bu yüzden Skyrim’i bir bütün olarak anlamak, onu oluşturan bu çeşitli ve çoğu zaman birbiriyle çelişen coğrafi parçaları anlamaktan geçer.
SKYRIM’DEKİ ÖNEMLİ YERLER
Her coğrafyada olduğu gibi Skyrim’de de belli başlı görülmesi gereken ve tarihi anlara tanıklık etmiş yerler bulunur. Burası sadece kar yağan, dağlarla örülü basit bir bölge değildir. Skyrim kendi içinde çok sayıda gizemleri barındırır. Bu bölümdeyse Skyrim’de yer alan ve eşsiz özelliklere sahip bazı bölgeleri ve yapıları ele aldık.
Labirent Tapınak
Labirent Tapınak, Hjaalmarch bölgesinin güneyinde yer alır. Bu ürkütücü ve sessiz taş yığını, bir zamanlar Nord tarihinin en güçlü ve en karanlık dönemlerinden birinin kalbiydi. Elf Çağı’nda Bromjunaar ismiyle anılıyordu ve Ejder Tarikatı’nın başkentiydi. Ejderhaların ve onların insan rahiplerinin Skyrim’i demir yumrukla yönettiği bu dönemde, en önemli kararlar bu şehrin salonlarında alınır, en güçlü rahipler burada toplanırdı. Bromjunaar, ejderha tiranlığının hem politik hem de ruhani merkeziydi.
Ejderha Savaşı ile kültün çöküşünden sonra, Bromjunaar terk edildi ve yüzyıllarca unutulmaya yüz tuttu. Ancak Birinci Çağ’da efsanevi Nord büyücü Shalidor, bu harabelerdeki muazzam büyü potansiyelini fark etti. Shalidor, tarikatın kalıntıları üzerine, kendi dehasının bir anıtı olacak bir yapı inşa etti ve böylece Labirent Tapınak doğdu. Bu yapı, taş duvarlardan oluşan sıradan bir labirentten çok, büyü sanatının farklı okullarında ustalık gerektiren, ölümcül tuzaklarla dolu sihirli bir sınav alanıydı. Amacı, Winterhold Koleji’nin gelecekteki başbüyücü adaylarını test etmek ve belki de en tehlikeli sırlarını ve eserlerini korumaktı.
High Hrothgar
Sadece Skyrim’in değil aynı zamanda tüm kıtanın en yüksek noktası olan Arzın Soluğu Nordlar için kutsal bir yerdir. Onların inanışına göre insan ırkı bu dağın zirvesinde yaratılmıştır. Aynı zamanda Seda Sanatı’nın da yine bu dağın zirvesinde insanlara bahşedildiğine inanılır. Bu dağ, Nordlar için fani dünya ile ilahi olan arasındaki bir köprü, sessizliğin ve tefekkürün nihai mabedidir. Zirveye tırmanan yedi bin basamaklı yol, fiziksel bir tırmanış olmanın ötesinde bir hac yolculuğudur. Tırmanış boyunca yol kenarında bulunan kadim kabartmalar, Ejder Savaşı’nın ve Seda Sanatı’nın tarihini anlatır.
Dağın yamaçlarına dikilmiş olan High Hrothgar manastırı, bu kutsallığın yaşayan kalbidir. Burası, Ejder Savaşı’ndan bu yana kendilerini Seda Sanatına adamış olan münzevi Greybeards (Kırsakallar) tarikatının yuvasıdır. Bu dedeler, Thu’um’u bir savaş çığlığı veya bir güç aracı olarak değil, mutlak bir denge ve bilgeliğe ulaşma felsefesi olarak görürler. Liderleri Paarthurnax’ın öğretilerini takip eden ustalar, seslerinin muazzam gücü nedeniyle fısıltılarla iletişim kurarlar. Çünkü normal bir konuşmaları bile dünyayı sarsabilir. Onlar için ses bir silah değil, evrenin kendisiyle uyum içinde olmanın bir yoludur.
High Hrothgar, Skyrim’deki pek çok harabenin aksine ölü bir yer değildir; zamana meydan okuyan, yaşayan bir tapınaktır. Burası güç arayanların değil, bilgelik arayanların yeridir. Ejderhalara karşı savaşmaları için nida Nordlara bahşedildiğinde, Nordlar daha sonra bu gücü siyasi çıkarları için kullanmış ve komşu topraklara saldırmıştı. Fakat Morrowind’de alınan ağır yenilgi sonrası Nord generali ve güçlü bir ses ustası olan Jurgen Yelçağıran inzivaya çekilmiş ve sesin gerçek amacını keşfetmiştir. Onun önderliğinde de bu tarikat kurulmuştur. Bu yüzden Greybeards ve High Hrothgar Skyrim’in politik çalkantılarından uzak durmuş, ve bu gücü bir daha asla askeri amaçla kullanmamıştır.
Blackreach
Skyrim’in topraklarının derinliklerinde, zamanın ve güneş ışığının ulaşamadığı Blackreach adında devasa bir dünya vardır. Burası, ne yukarıdaki dünyanın ne de herhangi bir doğal mağaraya benzeyen, kendine ait bir ekosisteme sahip, akıl almaz büyüklükte bir yeraltı alemidir. Tavanını süsleyen devasa, parıldayan mantarların ve ruh cevherleri damarlarının solgun, dünya dışı ışığıyla aydınlanan Blackreach, hem büyüleyici bir güzelliğe hem de derin bir tekinsizliğe sahiptir.
Bu devasa mağara sistemi, bir zamanlar Dwemer medeniyetinin kalbiydi. Onların en büyük şehirlerinden bazıları burada bulunuyordu. Dwemerlar, yüzeydeki savaşlardan ve politikadan uzakta, burada kendi gizemli bilimlerini ve mühendisliklerini geliştirdiler. Blackreach’in sessiz harabeleri, onların bir zamanlar sahip olduğu akıl almaz teknolojinin ve hırsın sessiz birer anıtıdır. Ancak yaratıcıları gibi, bu şehirler de artık boştur ve sadece Dwemerların gizemli bir şekilde ortadan kayboluşunun yankılarını taşır.
Dwemerların yok oluşuyla Blackreach sahipsiz kalmadı. Yüzeyden sürülen ve Dwemerlar tarafından ihanete uğrayarak körleştirilen kar elflerinin yozlaşmış versiyonu olan Falmerlar, bu karanlık diyarı kendilerine yurt edindiler. Bir zamanların gururlu halkı, şimdi Blackreach’in yeni ve vahşi efendileri olarak bu zifiri karanlıkta avlanıyor, ilkel çadır kamplarında yaşıyor ve atalarının intikamını anımsatan bir nefretle yüzeyden gelen her davetsiz misafire saldırıyor. Onların varlığı, Blackreach’in büyüleyici atmosferine tehdit unsuru da eklemektedir.
Sema Alem Tapınağı
Sema Alem Tapınağı, Skyrim’in Enginyurt bölgesindeki sarp dağların zirvelerinde, bulutların arasına gizlenmiş mistik bir tapınaktır. Diğer tapınakların aksine burası kadim bir Nord tapınağı değildir. Tapınağı inşa edenler, Tamriel’ın doğusundaki gizemli kıta Akavir’den gelenler istilacı askerlerdir. Bunlar Cyrodiilli derebeyi Reman’a mağlup oldular ve canlarının bağışlanması karşılığında ona tâbi oldular. Böylece Akavir askeri kültürü, Tamriel’ın askeri yapısını etkilemeye başladı. Öte yandan Akavir’in ejderhaların anavatanı olduğu inanışı ve istilacıların ejderhalara dair derin bilgileri de tapınağın mimarisinde etkili oldu.
Tapınağı önemli kılan şey duvar oymasıdır. Bu duvar, geçmişi kaydeden ve geleceği anlatan sıra dışı bir sanat eseridir. Kadim Ejder Savaşı’nı, Nord kahramanlarının Alduin’i nasıl yendiğini ve Cihanyiyen’in bir gün geri dönerek her şeyi yok edeceği kehanetini detaylarıyla betimler. En önemlisi de bu karanlık kehanetin sonunda, Alduin’e karşı duracak olan Son Ejderdoğan’ın gelişini müjdeler.
NORDLARIN KÖKENİ
Skyrim’in karla kaplı dağları ve rüzgarlı tundraları denildiğinde akla ilk gelen millet Nordlardır. Tamriel’in insan ırkları arasında belki de en çok bilineni ve en belirgin kültürel kimliğe sahip olan Nordlar, fiziksel güçleri, savaş tutkuları ve onur anlayışlarıyla tanınırlar. Ancak bu modern kimliğin kökleri çağlar öncesine, efsanelerle örülü bir anavatana ve kanla yazılmış bir göç hikayesine dayanır. Bu bölümde, Nord halkının kökenlerini, efsanevi kıta Atmora’dan Skyrim’e uzanan yolculuklarını ve bu yolculuğun onların kimliğini nasıl şekillendirdiğini, özellikle Dönüşün Şarkısı gibi kadim metinlerin ışığında inceleyeceğiz.
Efsanevi Atmora
Nordların kökenine dair anlatılan tüm hikayeler Atmora’yı işaret eder. Kadim Orman anlamına gelen bu isim, Tamriel’in kuzeyinde yer aldığına inanılan, devasa ve acımasız bir kıtadır. Nord sözlü geleneği, Atmora’yı tüm insanların doğduğu yer olarak kabul eder. Bu anlatılara göre, zamanla giderek donan ve yaşanmaz hale gelen kıtanın amansız soğuğu ve vahşi doğası, orada yaşayan insanları doğal olarak güçlü, dayanıklı ve hayatta kalma mücadelesinde usta kılmıştır. Atmora, bir Nord için coğrafi bir konumdan çok, atalarının çelik gibi iradesinin dövüldüğü efsanevi bir ocaktır.
Ancak Tamriel’in daha geniş tarih anlatısında, insanların kökeni konusunda bir fikir ayrılığı mevcuttur. Bazı İmparatorluk bilginleri ve Cyrodiil’in Sosyal Tarihi gibi metinler, Nede olarak bilinen ilk insan topluluklarının Atmora’dan gelmeden çok önce Tamriel’in çeşitli bölgelerinde zaten var olduğunu öne sürer. Bu teoriye göre Atmora, insanlığın tek anavatanı değil, sadece güçlü bir insan kolunun geldiği yerdir. Bu iddiayı destekleyen en önemli kanıtlar ise özellikle Hammerfell gibi bölgelerde bulunan, Atmora göçünden öncesine tarihlenen insan kalıntıları ve Nede medeniyetlerinin izleridir. Yine de bu akademik tartışma, Nordların kendi kimlik algısını değiştirmez. Onlar için tarih, Ysgramor liderliğinde Atmora’dan Skyrim’e yapılan ve bir göçle başlayıp fetihle sonuçlanan o kahramanca dönüş ile başlar.
Ysgramor’un Dönüşü
Elf Çağı’nda Atmora’da yaşanan iç savaşlar veya efsanelerde tam olarak belirtilmeyen başka nedenlerden ötürü bir grup Atmoralı, liderleri Ysgramor önderliğinde güneye yelken açarak Skyrim’in kuzey kıyılarına ulaştı. Dönüşün Şarkısı adlı epik şiirde anlatıldığına göre, bu ilk yerleşimcilerin o dönemde bölgenin hakimi olan Kar Elfleri ile ilişkileri başlangıçta barışçıldı. Atmoralılar, günümüz Winterhold’unun yakınlarında Saarthal adını verdikleri ilk büyük şehirlerini kurdular.
Bu barış dönemi, tarihe Gözyaşı Gecesi olarak geçen kanlı bir olayla aniden sona erdi. Bir gece vakti ansızın Kar Elfleri Saarthal’a saldırdı ve kadın, erkek, çocuk demeden tüm insan nüfusunu katletti. Bu soykırımın nedeni tarihçiler arasında hala bir tartışma konusudur. En yaygın teori, elflerin insanların hızla çoğalmasından ve gelecekte kendileri için bir tehdit oluşturmasından korkmalarıdır. Özellikle Psijic Tarikatı gibi kadim gruplar tarafından öne sürülen bir diğer teori ise, Atmoralıların Saarthal’ın altında Magnus’un Gözü olarak bilinen muazzam güce sahip bir artifaktı keşfettiklerini ve elflerin bu gücün insanların eline geçmesini engellemek için saldırdıklarını öne sürer.
Sebebi ne olursa olsun, bu katliamdan sadece Ysgramor ve iki oğlu Yngol ve Ylgar sağ kurtulmayı başararak Atmora’ya geri kaçtı. Ysgramor, burada halkına Saarthal’da yaşanan vahşeti anlattı. Onun yas ve intikam dolu öyküsü, Atmora’nın en yiğit savaşçılarını harekete geçirdi. Böylece Tamriel tarihinin seyrini değiştirecek olan Beş Yüz Yoldaş bir araya geldi. Bu grup, intikam ordusu olmanın ötesinde, gelecekte Skyrim’in soylu klanlarını kuracak ve ilk mevkibeyleri olacak kurucu atalardı. Ysgramor’un liderliğinde intikam için Skyrim’e geri dönmek üzere yola çıktılar. Ancak bu dönüş yolculuğu da matemle bitti. Çünkü Ysgramor’un büyük oğlu Yngol bir fırtınada boğularak can verecek ve babasının yasını daha da derinleştirecekti.
Fetih ve Yerleşim
Ysgramor ve Beş Yüz Yoldaş’ın Skyrim’e dönüşü, bir göç değil, topyekun bir fetihti. Bu olay, Nordların savaşçı kimliğinin temelini oluşturdu. İntikam savaşının en büyük sembolü ise Ysgramor’un, adı Elf-Katili anlamına gelen efsanevi savaş baltası Wuuthrad’dı. Atmoralı savaşçılar, Kar Elflerine karşı on yıllar sürecek acımasız bir işgal serisi başlattılar. Bu savaş, toprak kazanma mücadelesinden öte, Gözyaşı Gecesi’nin intikamını almak için verilen kutsal bir savaştı. Her bir zafer, Nordların bu topraklardaki yerini sağlamlaştırdı ve elfleri ya Tamriel’in başka bölgelerine kaçmaya ya da çaresizlik içinde yeraltına çekilmeye zorladı.
Ancak yeraltına sığınan Kar Elflerini, tarihin en büyük trajedilerinden biri bekliyordu. Yeraltındaki kuzenleri olan Dwemerlara sığındılar, ama yardım karşılığında bir bedel ödemek zorunda kaldılar. Nesiller boyu tüketecekleri, onları kör eden zehirli bir mantarı yemeye mecbur bırakıldılar. Zamanla bu durum, Dwemerların ihanetiyle körlüğe ve köleliğe dönüştü. Yüzyıllar içinde bir zamanların gururlu kar elfi halkı, Skyrim’in mağaralarında yaşayan ilkel ve vahşi Falmer ırkına dönüştü. Yine de bu korkunç kaderden kaçabilenler de oldu; Auri-El’e adanmış çok küçük bir azınlık, gözden uzak tapınaklarda saklanarak yozlaşmadan hayatta kalmayı başardı.
Savaş sona erdiğinde, Beş Yüz Yoldaş’ın hayatta kalan üyeleri, Skyrim’in ilk mevkibeyleri oldular ve fethettikleri topraklarda kendi klanlarını kurdular. Bu klanlar, günümüz Nord soylu ailelerinin ataları olarak kabul edilir. Ysgramor’un kendisi, Windhelm şehrini kurarak Skyrim’deki ilk insan krallığının temellerini attı. Nord kültürü için bir diğer önemli dönüm noktası ise, Ysgramor’un Elf rünlerinden esinlenerek ilk insan yazı sistemini oluşturmasıdır. Bu, Nordların kendi tarihlerini ve efsanelerini kayda geçirmelerini sağlayarak sözlü gelenekten yazılı kültüre geçişin ilk adımı oldu.
Devler
Skyrim’in geniş ovalarında ve karlı tundralarında gezinirken, er ya da geç ufukta devasa bir figürle karşılaşırsınız. Ağır aksak adımlarla yürüyen devler ve sadık yoldaşları mamutlar, Skyrim’in bir diğer sakinleridir. Çoğu kişi onları ilkel veya akılsız canavarlar olarak görseler de, devler aslında kendilerine ait basit ama köklü bir kültüre sahiptirler. Genellikle münzevi ve barışçıl bir doğaya sahip olan devler, kendi bölgeleri ihlal edilmediği veya sürüleri tehdit edilmediği sürece kimseye zarar vermezler. Skyrim’in Whiterun ve Rift bölgelerinde gören devler kendi kamplarında yaşar. Büyük bir kamp ateşi, işlenmiş deriler ve kayaların üzerine çizilmiş gizemli, spiral semboller bu kampların belirleyici özellikleridir. Mamutlar sadece yoldaşları değildir. Aynı zamanda onların sütünden peynir yapar, derilerinden giysiler diker ve kemiklerinden devasa topuzlar üretirler.
Devlerin kökenine dair kesin bir bilgi bulunmuyor. Kulaklarının sivri uçlu olmasından hareketle bazıları onlarla elflerle ilişkilendirse de, Atmora üzerinden Nordlarla bağları olduğuna inananlar daha yaygındır. Kadim zamanlardaki inanışlara göre Nordlar ve devler aynı soydan gelmekteydi. Atmora’da yaşayan bu ortak ırk daha sonra ikiye bölündü. Bir grup fiziksel olarak gelişirken zekaları geriledi ve dev oldular. Diğer grup ise tam tersi fiziksel gelişme göstermek yerine zihinsel olarak gelişti ve Nordları oluşturdu. Bu inanış özellikle Birinci Çağ’da yaygınlık kazandı ve Nordlar akrabaları olarak gördükleri devlere adaklar adayıp büyükbaş hayvan teslim etmeye başladılar. Bu sayede hem devleri kendi çiftliklerinden uzak tutuyorlar, hem de ahlaki olarak kendilerini mutlu hissediyorlardı. Sonraki çağlarda ise devlerin Nordlarla akraba olduğu fikri gözden düştü ama büyükbaşları sunma geleneği devam etti.
Köklerden Geleceğe
Nord halkının kökeni, mit ve gerçeğin iç içe geçtiği kahramanlıklarla dolu bir destandır. Atmora’nın dondurucu topraklarında şekillenen dayanıklılıkları, Saarthal’da dökülen kanla pekişen intikam arzuları ve Ysgramor’un liderliğinde kazanılan zaferler, onların kimliğini tanımlayan temel unsurlardır. Bu köken hikayesi, Nordların neden savaşı ve onuru her şeyin üzerinde tuttuklarını, neden elf ırklarına karşı derin bir güvensizlik beslediklerini ve neden Skyrim’i atalarının kanıyla sulanmış kutsal bir miras olarak gördüklerini açıklar. Bu temel, ilerleyen çağlarda Nordların sosyal yapısını, dini inanışlarını ve Tamriel’deki politik rollerini anlamak için kritik bir başlangıç noktası olacaktır.
NORDLARIN SOSYAL VE SİYASİ HAYATI
Nord halkının kökeninin, Atmora’dan Skyrim’e uzanan kanlı bir fetih ve yerleşim destanı olduğundan bahsettik. Bu savaşçı miras, tarihlerinden toplumlarının her bir katmanına kadar her şeyi şekillendirmiştir. Bir Nord’un dünyası, ailesinin ocağının sıcaklığı ile er meydanının soğuk çeliği arasında örülmüştür. Onur, sadakat ve güç kavramları onların sosyal hiyerarşisini, yönetim biçimlerini ve hatta gündelik yaşamlarının en sıradan anlarını bile tanımlar. Bu bölümdeyse, Nord toplumunun temelini oluşturan klan ve aile yapısını, mevkibeyi ve divan gibi politik kurumlarını ve bir Nord’un doğumundan Sovngarde’a uzanan yaşam döngüsünü inceleyeceğiz.
Toplumun Temeli
Nord toplumu, klan ve aile kavramları etrafında şekillenir. Bir Nord için kimliği, bireysel başarılarından önce ailesinin ve klanının adına bağlıdır. Ysgramor’un Beş Yüz Yoldaşı’ndan geldiklerine inanan soylu aileler, bu mirası en büyük onur nişanı olarak taşır. Bu mirasın yaşayan kanıtı ise, Whiterun şehrinde bulunan ve kendilerini doğrudan Ysgramor’un grubunun devamı olarak gören savaşçı loncası Yoldaşlar’dır. Aile soyunun lekelenmemiş olması, her şeyden önemlidir. Bu nedenle, bir bireyin işlediği suç veya sergilediği korkaklık, sadece kendisini değil, tüm ailesini ve gelecek nesilleri utandırır. Bu ilkenin en somut örneklerinden biri, Skyrim İç Savaşı sırasında Whiterun’daki Battle-Born ve Gray-Mane aileleri arasında yaşanan ve politik ayrılıkların nasıl nesiller boyu süren bir kan davasına dönüştüğünü gösteren derin düşmanlıktır. Tersi durumda ise, bir savaşçının kahramanlığı, ailesinin ismini yüzyıllar boyunca yaşatacak bir övünç kaynağı olur.
Bu onur anlayışının temelinde ise ruhani bir hedef yatar. Onurlu bir yaşam süren ve özellikle savaşta kahramanca ölen bir Nord’un, tanrı Shor’un ahireti olan Sovngarde’da bir yer kazanacağına inanılır. Bu nihai ödül, Nordların sosyal ilişkilerini de belirler. Verilen bir söze veya edilen bir yemine sadakat, mutlak bir zorunluluktur. Yeminini bozan bir kişi, toplumdan dışlanır ve yemin bozan olarak damgalanır. Bu bir Nord için ölümden daha beter bir kaderdir. Misafirperverlik de bu onur kodunun bir parçasıdır. Bir Nord, çatısı altına aldığı misafirini kendi canı pahasına korumakla yükümlüdür. Ancak bu sıcaklık, genellikle uzun ve zorlu bir güven testinden sonra gelir. Yabancılara karşı doğal bir şüphecilik ve mesafe, onların sert coğrafyada hayatta kalma içgüdülerinin bir yansımasıdır.
Gündelik Yaşam
Nord halkının gündelik yaşamı, mevsimlerin döngüsüne ve coğrafyanın sunduğu imkanlara göre şekillenir. Whiterun gibi verimli ovalarda çiftçilik ve hayvancılık yapılırken, kuzeyin soğuk kıyılarında balıkçılık ve ticaret ön plandadır. Demircilik, Nordlar için hem bir sanat hem de bir zorunluluktur; Whiterun’daki efsanevi Semaocağı gibi yerler bu zanaatın zirvesini temsil eder. Her Nord savaşçısı, kaliteli bir çelik kılıcın veya baltanın değerini bilir. Akşamları ise halk büyük içki salonlarında toplanır. Burası, yemek yenilip bal şarabı içilen bir yer olmanın ötesinde, toplumun kalbinin attığı yerdir. Hatta Aselmaya ve Karafunda gibi meşhur bal şarabı üreticileri arasındaki rekabet, ekonominin ve entrikanın da bu kültürün ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterir. Ozanlar, atalarının kahramanlıklarını anlatan destanlar okur, savaşçılar maceralarını paylaşır ve toplumsal bağlar güçlenir.
Ancak bir Nord’un yaşamındaki her eylem, nihayetinde tek bir amaca, onurlu bir ölümle Sovngarde’a ulaşmaya hizmet eder. Nord inancına göre Sovngarde, tanrı Shor’un mekanı ve tarihin en büyük kahramanlarının sonsuz bir ziyafet ve cenk şöleninde bir araya geldiği ahiret yurdudur. Ancak Sovngarde’ın kapıları herkese açık değildir. Sadece savaşta yiğitçe ölenlerin ruhları bu onura layık görülür. İnanışa göre, ruhlar Yiğitler Salonu’na girmeden önce, Balina Kemiği Köprüsü’nde tanrı Shor’un kalkankardeşi olan gardiyan Tsun ile yüzleşmelidir. Sadece Tsun’u onurlu bir düelloda yenebilenler içeri girmeye hak kazanır. Onursuz bir yaşam sürenlerin ruhları ise Sovngarde’ın sisleri arasında sonsuza dek kaybolmaya mahkum edilir. Bu ahiret inancı, Nord kültürünü derinden etkiler. Ölümü korkulacak bir son değil, onurlu bir hedefe ulaşma aracı olarak görmelerini sağlar. Bu yüzden bir Nord, savaş alanına korkusuzca atılır. Çünkü en büyük zaferin, ölümün kendisinde yattığını bilir.
Mevkibeyleri ve Soylular
Skyrim’in dağlarla bölünmüş coğrafyası, kaçınılmaz olarak politik bir bölünmüşlüğe yol açmıştır. Teoride bu dokuz özerk bölge, Solitude’da oturan bir High King yani Ulu Kral tarafından yönetilir. Ancak bir Yüce Kral öldüğünde, yeni lider tüm Jarl’ların yani mevkibeylerinin katıldığı divan adı verilen bir konsey tarafından seçilir. Bu nedenle asıl gündelik güç, eyalet adı verilen bu idari birimlerde ve onların yöneticisi olan mevkibeylerinin elinde toplanmıştır. Mevkibeyi, kendi bölgesinin mutlak hükümdarı, baş yargıcı ve askeri komutanıdır. Yasaları koyar, anlaşmazlıkları çözer ve savaş zamanında halkını silah altına çağırır. Mevkibeyinin iktidarı genellikle babadan oğula geçse de, bu bir garanti değildir. Nord kültüründe güç ve saygı, hak edilmelidir. Zayıf, adaletsiz veya korkak bir mevkibeyi, halkının ve soylularının desteğini hızla kaybedebilir ve bu durum, tahtına yönelik meydan okumalara zemin hazırlar.
Mevkibeyinin yönetimindeki en önemli figürler soylular yani Thane’lerdir. Soylular, mevkibeyine hizmetleri ve sadakatiyle öne çıkmış, büyük saygı gören kişilerdir. Bu unvan, büyük bir onur ve sorumluluk getirir. Bir soylu, mevkibeyinin baş danışmanlarından biri olur, savaş konseyinde yer alır ve bölgenin savunmasında önemli bir rol oynar. Mevkibeyi, sadakatinin bir nişanesi olarak soylularına genellikle bir silah ve Huscarl yani Yaver olarak bilinen kişisel bir koruma ve yoldaş atar. Bu atama, yaverin efendisine ettiği sarsılmaz sadakat yeminiyle mühürlenir; “Ben senin kılıcın ve kalkanınım” sözü, bu hayat boyu süren bağlılığın bir ifadesidir. Bu sistem, mevkibeyi ile en yetenekli savaşçıları arasında karşılıklı bir sadakat ve hizmet ağı oluşturarak eyaletin politik istikrarını sağlar.
Ulu Kral ve Divan
Dokuz eyaletin üzerinde, teoride tüm Skyrim’i birleştiren bir Ulu Kral bulunur. Bu krallığın en kadim ve meşruiyet sembolü ise, ejderha kemiklerinden ve dişlerinden yapıldığı söylenen efsanevi Dişli Taç’tır. Ancak Ulu Kral’ın konumu, Cyrodiil’deki bir İmparatorun mutlak otoritesinden çok farklıdır. Ulu Kral, diğer mevkibeylerine kıyasla eşitler arasında birinci olarak görülür ve gücü, diğer mevkibeylerinin ona duyduğu saygı ve sadakate bağlıdır. Bir Ulu Kral öldüğünde, halefi Divan adı verilen bir mecliste seçilir. Divan, tüm mevkibeylerinin bir araya gelerek yeni kralı belirlediği kadim bir gelenektir.
Bu sistem, Nordların en güçlü ve en layık olanın lider olması gerektiği yönündeki idealini yansıtsa da, aynı zamanda Skyrim’in en büyük politik zayıflığıdır. Divan, neredeyse her zaman politik entrikaların, güç gösterilerinin ve gizli ittifakların sahnesi olur. Mevkibeyleri genellikle kendi çıkarlarına veya kendi adaylarına oy verirler. Bu durum tarihte iç savaşlara veya krallığın uzun süre başsız kalmasına neden olmuştur. Birinci Çağ’da yaşanan ve krallığı on yıllarca kana bulayan meşhur Veraset Savaşı, bu sistemin ne kadar kırılgan olduğunun en büyük tarihsel kanıtıdır. Günümüzde yaşanan İç Savaş da bu kadim zayıflığın bir yansımasıdır diyebiliriz. Ulfric Stormcloak’un, Divan tarafından seçilmiş meşru Ulu Kral Torygg’i düelloda öldürerek sisteme doğrudan meydan okuması, krallığı bir kez daha ikiye bölmüştür. Skyrim’in parçalanmış doğası ve mevkibeylerinin bağımsızlıklarına olan düşkünlüğü, bir Ulu Kral’ın tüm bölge üzerinde gerçek bir merkezi otorite kurmasını neredeyse imkansız hale getirir.
Sosyal ve Siyasi Yapının Sonucu
Nord toplumu, çelişkili gibi görünen unsurların bir araya geldiği karmaşık bir yapıdır. Bir yanda ailenin sıcaklığı ve topluluğun sıkı bağları, diğer yanda ise bireysel onur ve savaşçı ruhunun acımasız gereklilikleri bulunur. Politik yapıları ise bağımsızlık arzuları ile birlik ihtiyacı arasında sürekli bir denge arayışıdır. Gündelik yaşamları, sert bir doğaya karşı verilen bir mücadele ve nihai hedef olan Sovngarde’a yapılan bir hazırlıktır. Bu sosyal doku, Nordları Tamriel’in en dayanıklı ve öngörülemez halklarından biri yapar. Onların zihin yapısını anlamak için, ateş başındaki hikayelerini dinlemek yeterli olacaktır.
NORDLARIN DİNİ İNANIŞLARI
Nord halkının karakteri, savaş alanının yanı sıra tanrılarına olan inançlarıyla da şekillenmiştir. Onların ruhani yolculuğu, Tamriel’deki diğer hiçbir halkınkine benzemeyen dramatik bir dönüşüm hikayesidir. Bu yolculuk, ejderhaların gölgesinde doğan acımasız bir teokrasiden, İmparatorluk ile kurulan politik ittifakın getirdiği yeni bir panteona ve nihayetinde kendi kanlarından bir fatihin tanrılığa yükselişine tanıklık etmiştir. Bir Nord’un inancı, gökyüzüne baktığında ne gördüğüyle yakından ilgilidir. Bir zamanlar zalim bir ejderha, sonra yabancı bir tanrı ve en sonunda da kendilerinden biri olan bir kahraman. Bu bölümde, Ejder Tarikatı’nın yükselişi ve çöküşünü, Sekiz Kutsallar İnancının kabulünü ve Talos inancının Nord kimliğindeki vazgeçilmez yerini inceleyeceğiz.
Ejder Tarikatı
Atmora’dan Skyrim’e ilk geldiklerinde, Nordların inanç sistemi büyük ölçüde animistikti. Doğanın güçlerine, hayvan ruhlarına ve atalara tapınıyorlardı. Panteonlarının başında, insanlığın yaratılışıyla ilişkilendirilen ve genellikle kayıp bir tanrı olarak görülen Shor bulunuyordu. Kyne, fırtınaların ve savaşçıların tanrıçası; Tsun, Shor’a karşı sadakatin bir sınavı; Stuhn ise fidye ve adalet tanrısıydı. Bu tanrılar ve dahası, Nord yaşamının pratik gerçeklerini yansıtıyordu: savaş, hayatta kalma ve doğayla mücadele…
Ancak bu kadim panteon, ejderhaların Skyrim’e gelişiyle gölgede kaldı. Akatosh’un evlatları olduğuna inanılan ejderhalar, muazzam güçleri ve ölümsüz doğalarıyla Nordlar üzerinde derin bir etki bıraktı. Zamanla, bu korkuyla karışık saygı, Ejder Tarikatı olarak bilinen bir teokrasinin doğuşuna yol açtı. Ejderhalar, kendilerini tanrı-kral ilan ettiler ve onların iradesini halka dayatan insan rahipler seçtiler. Bu rahipler, ejderhaların dilini, yani Thu’um’u kullanarak büyük bir güce sahip oldular ve Skyrim’i demir yumrukla yönettiler. Başlangıçta bir koruma vaadi sunan Ejder Tarikatı, zamanla acımasız bir tiranlığa dönüştü. Rahipler, halktan ağır vergiler talep ediyor, keyfi cezalar uyguluyor ve mutlak itaat bekliyorlardı. Ejderhaların yönetimi altında Nordlar, köleden farksız hale geldiler. Bu baskı, sonunda Nordların asi ruhunu ateşledi ve tarihin en önemli olaylarından birine, Ejder Savaşı’na yol açtı.
Ejder Savaşı
Ejder Savaşı, Nord halkının ejderha efendilerine karşı başlattığı umutsuz bir isyandı. Başlangıçta, ejderhaların gücü karşısında şansları yok gibiydi. Ancak isyanın seyri, tanrıça Kyne’ın insanlığa acımasıyla değişti. Efsaneye göre Kyne, Paarthurnax adlı bir ejderhayı insanların tarafına geçmeye ikna etti ve ona Thu’um’un sırlarını insanlara öğretme görevini verdi. Paarthurnax, insanlara Seda Sanatı’nı, yani ejderhaların kendi dillerini bir silah olarak kullanmayı öğrettiler.
Hakon, Gormlaith ve Felldir gibi ilk Seda Ustaları, bu yeni güçle donanarak ejderhalara karşı savaştılar. Bu kahramanlar, Ejderyıkan adında, bir ejderhanın ölümsüz doğasını anlamasını engelleyerek onu ölümlü kılan özel bir Nida kullandılar. Bu, savaşın dönüm noktası oldu. Ejderyıkan sayesinde Nordlar, ejderhaları yenebilir hale geldiler. Savaş, Ejder Tarikatı’nın lideri ve en güçlü ejderha olan Alduin’in, bu üç kahraman tarafından bir Elder Scroll kullanılarak zamanın akışından sürgün edilmesiyle sona erdi. Bu zafer, Nordları ejderha boyunduruğundan kurtardı ve Thu’um’u, tiranlığın bir aracı olmaktan çıkarıp özgürlüğün bir sembolü haline getirdi.
Sekiz Kutsallar İnancı
Ejder Tarikatı’nın yıkılmasından sonra, Nordlar eski panteonlarına geri döndüler. Ancak Birinci Çağ’da Reman İmparatorluğu olarak da bilinen İkinci İmparatorluğun ve daha sonra İkinci Çağ’daki Tiber Septim’in yükselişi, Skyrim’i Tamriel’in geri kalanına politik ve kültürel olarak daha sıkı bağladı. İmparatorluk’un resmi dini olan Sekiz Kutsallar panteonu, zamanla Skyrim’de de yayılmaya başladı. Bu süreç bir dayatmadan çok, kültürel bir asimilasyon şeklinde gerçekleşti. Nordlar, İmparatorluk tanrılarında kendi kadim tanrılarının yansımalarını buldular.
Örneğin, Shor büyük ölçüde unutulurken, onun baş tanrı rolünü Akatosh üstlendi. Savaşçı tanrıça Kyne, daha barışçıl bir doğa tanrıçası olan Kynareth’e dönüştü. Stuhn’un yerini adalet tanrısı Stendarr aldı. Bu geçiş, Nordların İmparatorluk ile bütünleşmesini kolaylaştırdı, ancak aynı zamanda eski geleneklerin ve inançların zayıflamasına neden oldu. Kırsakallar tarikatı gibi bazı gruplar, Thu’um’un felsefi yolunu takip ederek eski gelenekleri canlı tutmaya çalışsa da, Skyrim’in genel nüfusu zamanla İmparatorluk panteonunu benimsedi.
Talos ve Dokuz Kutsallar
Sekiz Kutsallar inancı, Tiber Septim’in tanrılığa yükselmesiyle genişledi. Hjalti adıyla Skyrim’de doğduğuna inanılan Tiber Septim, Tamriel’i birleştiren ve Üçüncü İmparatorluğu kuran fatihti. Ölümünden sonra, Sekiz Kutsallara dokuzuncu olarak eklendi ve Talos, yani Fırtınataç adıyla anılmaya başlandı. Talos’un tanrılaştırılması, İmparatorluk genelinde kabul görse de, hiçbir halk onu Nordlar kadar benimsemedi.
Nordlar için Talos, bir tanrı olmanın ötesinde kimliklerinin ve potansiyellerinin en büyük kanıtıydı. O, kendi kanlarından birinin, ölümlü bir insanın tanrıların arasına yükselebileceğini gösteren yaşayan bir örnekti. Talos, Nordların savaşçı ruhunu, fetih arzusunu ve insanlığın elflere karşı üstünlüğünü temsil ediyordu. Ona tapınmak, dini bir eylem olmanın ötesinde kültürel ve politik bir duruştu. Talos, Shor’un bıraktığı boşluğu dolduran, Nordların doğrudan bağ kurabildiği, anladığı ve gurur duyduğu bir tanrıydı. Bu nedenle, Dördüncü Çağ’da Ak Altın Anlaşması ile Talos’a tapınmanın yasaklanması, bir dini yasağın çok ötesinde, Nordların kimliğine, onuruna ve tarihine yapılmış bir saldırı olarak algılanacaktır.
NORDLARIN TARİHİ
Skyrim’in tarihi, karla kaplı dağları kadar eski ve acımasızdır. Bu tarih kan, gözyaşı ve her şeyden önce sarsılmayan çelik gibi bir iradeyle yazılmıştır. Nord halkının öyküsü, Tamriel’in medeniyet öncesi dönemlerinde başlar ve Birinci Çağ’ın sonuna gelindiğinde, kıtanın kaderini şekillendiren en önemli güçlerden biri haline gelir. Bu dönem efsanevi kahramanların ortaya çıktığı, tanrıların yeryüzünde yürüdüğü, ejderhaların gökyüzüne hükmettiği ve bir halkın esaretten imparatorluğa uzanan yolculuğunun temellerinin atıldığı bir çağdır. Bu bölümde, Elf Çağı’nın mitolojik başlangıcından Birinci Çağ’ın sonundaki politik çalkantılara kadar uzanan süreçte Skyrim’in tarihini inceleyeceğiz.
Elf Çağı: Efsaneler Çağı
Elf Çağı, kelimenin tam anlamıyla Elflerin Çağı’dır; çünkü bu dönemde Tamriel’ın hakimleri onlardı. Ancak bu çağ, aynı zamanda Nordların atalarının kıtaya ilk adımlarını attığı dönemdir. Hikaye, Ysgramor ve takipçilerinin efsanevi kıta Atmora’dan gelerek Skyrim’in kuzey kıyılarına yerleşmesiyle başlar. Saarthal şehrini kuran bu ilk insanlar, bir süre bölgenin yerlisi olan kar elfleriyle barış içinde yaşadılar. Ancak bu barış, Nord anlatılarında Gözyaşı Gecesi olarak bilinen trajik olayla son buldu. Kar Elfleri Saarthal’ı yerle bir ederek neredeyse tüm insan nüfusunu katletti. Bu katliamdan kurtulan Ysgramor’un Atmora’ya dönüp Beş Yüz Yoldaşı toplayarak intikam için geri gelmesi, Skyrim’in bilinen tarihinin başlangıç noktasıdır. Bu olay, bir askeri harekâttan çok bir halkın doğuşuydu. Ysgramor ve savaşçıları, kar elflerini sistemli bir şekilde yok ederek veya yeraltına sürerek Skyrim’in kontrolünü ele geçirdiler. Bu fetih süreci, Nordların savaşçı kimliğini ve elf ırklarına karşı duydukları köklü nefreti şekillendirdi.
Bu çağın sonlarına doğru Skyrim’de Ejder Tarikatı adında yeni bir güç yükseldi. Ejderhalar ve onlara hizmet eden insan rahipler, Skyrim üzerinde mutlak bir teokrasi kurdular. Ancak bu tiranlık, Ejder Savaşı ile son buldu. Nord kahramanlarının, Thu’um’u bir silah olarak kullanarak ejderhaları devirmesi ve liderleri Alduin’i zamanın dışına sürgün etmesi, Elf Çağı’nı kapatan ve Birinci Çağ’ı başlatan olay oldu. Bu zafer, Nordların kendi kaderlerini tayin etme hakkını kazandıkları an olarak tarihe geçti.
Birinci Çağ: Fetih ve Parçalanma
Birinci Çağ, Nordların altın çağı olarak kabul edilebilir. Ejderhaların boyunduruğundan kurtulan Nordlar, enerjilerini Skyrim’in dışına yönelttiler. Ulu Kral Harald, Birinci Çağ’ın 143. yılında Skyrim’i birleşik bir krallık olarak resmen ilan etti ve Ysgramor’un soyundan gelen son kral oldu. Onun dönemi, Atmora ile olan son bağların koptuğu ve Skyrim’in tamamen Tamriel’e ait bir medeniyet haline geldiği bir dönüm noktasıdır.
Harald’ın halefleri, Skyrim’in sınırlarını genişletmeye devam etti. Birinci Çağ 240’ta Ulu Kral Vrage, Nord ordularını Morrowind ve High Rock’ın derinliklerine ve hatta Cyrodiil’e kadar sürerek Tamriel’deki ilk insan imparatorluğunu kurdu. Bu devirlerde Skyrim’in etrafındaki toprakların tamamı elf egemenliği altındaydı. Batıda High Rock’taki Direnni sülalesine mensup elfler sürüldü ve burada Breton kültürünün doğmasına zemin hazırlandı. Doğudaki Morrowind’de (Vvardenfell adası hariç) Chimer ve Dwemer elflerine karşı kayda değer başarılar kazanıldı. Güneydeki Cyrodiil’de ise Ayleid elflerine karşı isyan eden insan halkı Nedelere yardım bahanesiyle buraya girildi. Cyrodiil’in doğu yakası olan Nibenay bölgesi Nord hakimiyeti altında kaldı. Nord İmparatorluğu kısa ömürlü olmasına rağmen, insanlığın elf egemenliğine karşı bir güç olarak yükselebileceğini gösteren ilk kanıttı. Ancak bu genişleme Nordların gücünü de tüketti. Fethedilen topraklardaki isyanlar ve iç çekişmeler, devletin hızla zayıflamasına neden oldu.
Birinci Çağ 369’da, Skyrim’in en önemli olaylarından biri olan Veraset Savaşı patlak verdi. Cyrodiilli insanların bağımsız olup kurdukları yeni Sekiz Kutsallar dini inancı ilk başta Skyrim’e tesir edememişti. Ama Ulu Kral Borgas bu dinin sıkı bir destekçisi oldu. Bundan ötürü daha da güneydeki Valenwood elflerine karşı sefere çıktı. Lakin Ulu Kral Borgas’ın savaşta öldürülmesinin ardından bir varis bırakmaması, Skyrim’in mevkibeylerini birbirine düşürdü. Divan yeni bir kral seçemedi ve Skyrim, elli yıl sürecek kanlı bir iç savaşa sürüklendi. Bu savaş, Nordların kurduğu imparatorluğun tamamen çökmesine neden oldu ve Skyrim’in Morrowind ile High Rock’taki topraklarını kaybetmesiyle sonuçlandı. Savaş, Birinci Çağ 420’de Şefler Paktı ile sona erdi. Bu antlaşma, Divan’ın Ulu Kral’ı seçme yetkisini yeniden teyit etti. Ancak aynı zamanda Skyrim’in parçalanmış politik yapısını da kalıcı hale getirdi. Bu tarihten sonra Skyrim, nadiren tek bir lider altında tam olarak birleşebildi. Bölünme ise ağırlıklı olarak Doğu ve Batı Skyrim şeklinde olacaktır.
Birinci Çağ’ın ilerleyen dönemlerinde Skyrim, komşularıyla sürekli bir savaş halindeydi. Dwemer ve Chimer halklarının Morrowind’de birleşerek Nord işgaline son vermesi ve Redguardların Hammerfell’e gelerek bölgedeki Nord varlığını tehdit etmesi, Skyrim’in etki alanını kendi doğal sınırlarına geri çekti. Çağın sonunda, Reman Cyrodiil’in İkinci İmparatorluğu’nu kurmasıyla, Skyrim bu yeni güce katıldı. Ancak bu katılım basit bir fetih değildi; Nordların Reman’ı takip etmesinin en önemli nedenlerinden biri, onun da bir Ejderdoğan olduğuna inanmalarıydı. Ejderhaları yenmiş bir halk için bu, Reman’ı saygı duyulacak meşru bir lider yapıyordu. Bu yüzden Skyrim, yeni imparatorluğa bir tebaa olarak değil, neredeyse bir müttefik olarak katıldı ve bu durum, onların asi ve bağımsız ruhunu neden asla tam olarak bastıramadığını açıklamaktadır.
İkinci Çağ: Kaos ve Talos
İkinci Çağ, Reman Hanedanı’nın son üyesinin Morag Tong tarafından suikasta uğramasıyla başladı ve İkinci İmparatorluk’un çöküşünü tetikledi. Bu çöküş, Tamriel’i bir güç boşluğuna sürükledi ve Fetret Devri adı verilen yaklaşık 400 yıllık bir kargaşa dönemini başlattı. Bu dönemde Skyrim, büyük ölçüde kendi içine kapandı. Ulu Krallar ve mevkibeyleri, Tamriel’in genelindeki büyük savaşlardan ziyade kendi aralarındaki sınır anlaşmazlıkları ve iç çekişmelerle meşguldü.
Bu çağın ortalarında, Skyrim’in tarihini derinden etkileyen iki önemli olay yaşandı. İlk olarak, Tamriel’ın doğusundaki gizemli kıta Akavir’den gelen buz devleri olan Kamal ırkı, Skyrim’in kuzeydoğu kıyılarına bir istila başlattı. Kuşatmayı Dunmerların tanrı kralı Almalexia ve Nordların yarı efsanevi kralı Wulfharth kırdı. Wulfharth kadim zamanlarda Nordlara önderlik etmiş ve elflerden nefret eden bir kraldı ve zaman zaman tarih sahnesine tekrar çıkıp Nordlara yardım eden bir figürdür. Almalexia ile olan ittifakı, iki kadim düşman olan Nordlar ve Dunmerların ortak bir tehdide karşı birleşebileceğini gösteren nadir anlardan biriydi.
İkinci ve daha yıkıcı olay ise, Thras Vebası’nın Tamriel’e yayılmasıydı. Bu korkunç salgın, kıtanın nüfusunun yarısından fazlasını yok etti ve Skyrim de bu felaketten payını aldı. Veba, toplumsal düzeni sarstı, ekonomiyi çökertti ve Nordları bir kez daha hayatta kalma mücadelesine zorladı.
Fetret Devri’nin kaosu, İkinci Çağ 852’de Skyrim için yeni bir dönemin habercisi olan bir olayla sarsıldı. Skyrim’in doğu bölgesi Enginyurt’un yerli halkı olan Enginyurtlular, Hroldan’daki bir kaleyi ele geçirdi. Falkreath Kralı Cuhlecain, bu tehdidi ortadan kaldırmak için genç ve hırslı generali Hjalti’yi görevlendirdi. Hjalti, kuşatma sırasında Thu’um’u kullanarak bir fırtına yarattı. Kafasının üzerinde beliren fırtınayla hücuma geçti ve kalenin duvarlarını yıktı. Bu inanılmaz güç gösterisi, ona Nordlar arasında Fırtınataç anlamına gelen Talos lakabını kazandırdı. Bu zafer Talos’un, yani geleceğin İmparatoru Tiber Septim’in efsanesinin başlangıcıydı. Talos, Cuhlecain’in ordularını kullanarak önce Skyrim’i birleştirdi, ardından Cyrodiil’i fethetti ve nihayetinde tüm Tamriel’i tek bir bayrak altında toplayarak Üçüncü Çağ’ı ve Üçüncü İmparatorluk’u ilan etti.
Üçüncü Çağ: Septim Devri
Tiber Septim’in Üçüncü İmparatorluğu kurmasıyla, Tamriel yüzyıllar sonra yeniden barış ve istikrara kavuştu. Skyrim, bu yeni düzenin kurucusunun anavatanı olarak İmparatorluk içinde özel bir statüye sahipti. Bu gururun en büyük tezahürü, Tiber Septim’in tanrılığa yükselerek Talos adıyla İmparatorluk panteonuna Dokuzuncu Kutsal olarak eklenmesiydi. Bu olay, Nordların İmparatorluk’a olan sadakatini mühürledi. Onlar için bu durum, sadece bir imparatora değil, kendi ilahi kahramanlarına hizmet etmek anlamına geliyordu. Nordlar İmparatorluk Lejyonları’nın bel kemiğini oluşturdular ve bu mirasla da gurur duydular.
Ancak her barış ve huzur döneminin de bir sonu vardır. Üçüncü Çağ 120’de, İmparatoriçe II. Kintyra’nın tahta geçmesiyle bir veraset krizi patlak verdi. Kintyra’nın kuzeni III. Uriel, annesi ve Skyrim’in Solitude şehrinin yöneticisi olan Potema tarafından kışkırtılarak tahtta hak iddia etti. Kurt Kraliçe lakabıyla bilinen ve aynı zamanda güçlü bir nekromansi ustası olan Potema, Skyrim ve High Rock’taki bazı yöneticilerin desteğiyle İmparatorluk’a karşı bir isyan başlattı. Bu olay, Kızıl Elmas Savaşı olarak bilinir. Savaş, İmparatorluk’u on yıl boyunca sarstı ve Skyrim’in toprakları bir kez daha kardeşin kardeşe karşı savaştığı bir arenaya dönüştü. Sonunda Potema ve oğlu III. Uriel yenilgiye uğratıldı, ancak Kurt Kraliçe’nin ruhunun Solitude’un altındaki mezarlıklara musallat olduğuna dair söylentiler türedi.
Üçüncü Çağ’ın geri kalanı, Skyrim için nispeten olaysız geçti. Mevkibeyleri İmparatorluk’un gölgesi altında kendi küçük politik oyunlarını oynamaya devam ettiler. VII. Uriel Septim’in uzun ve görece başarılı saltanatı sırasında Skyrim, İmparatorluk’un sadık bir eyaleti olarak kaldı. Ancak bu sakin görünümün altında, Nordların kadim gelenekleri ve bağımsızlık arzuları her zaman varlığını sürdürdü. 433’te yani çağın sonlarına doğru, VII. Uriel Septim’in suikasta uğraması ve Oblivion Kapıları’nın Tamriel’in dört bir yanında açılmasıyla, Skyrim’in ve tüm İmparatorluk’un çehresi bir kez daha değişecekti. Bu olay, Üçüncü Çağ’ın sonunu ve Dördüncü Çağ’ın belirsizliğini getirecekti. Dördüncü Çağ’da Nordların imparatorluğa olan sadakatinin sınanma vakti gelmişti…
Dördüncü Çağ: İmparatorluğun Dağılması
Dördüncü Çağ’ın tohumları, aslında Üçüncü Çağ’ın son günlerinde atıldı. Üçüncü Çağ 433’te, Mythic Dawn adlı bir örgüt, İmparator VII. Uriel Septim’i ve tüm meşru varislerini suikastla öldürdü. Bu saldırı Daedrik Prens Mehrunes Dagon’ın Tamriel’i istila etme planının bir parçasıydı. Oblivion Kapıları, kıtanın dört bir yanında açıldı ve Daedra orduları şehirleri ve kasabaları yakıp yıktı. Bu olay tarihe Oblivion Krizi olarak geçti.
Skyrim bu istiladan ağır şekilde etkilendi. Eyaletler kendi başlarına Daedra ordularına karşı savaşmak zorunda kaldılar. İmparatorluk lejyonları, merkez Cyrodiil’i savunmakla meşgul olduğundan, eyaletlere yeterli desteği veremedi. Kriz, Martin Septim’in kendini feda ederek Akatosh’un bir avatarına dönüşmesi ve Mehrunes Dagon’ı yenilgiye uğratmasıyla sona erdi. Ancak zaferin bedeli ağır oldu. Septim Hanedanı tamamen sona ermişti ve İmparatorluk Tahtı boş kalmıştı.
Bu olayın Skyrim üzerindeki en büyük etkisi politik ve psikolojikti. Septim Hanedanı’nın sonu, İmparatorluk’u bir arada tutan ilahi meşruiyeti ortadan kaldırdı. Nordlar, İmparatorluk’un kendilerini koruyamadığını ilk elden görmüşlerdi. Bu durum, İmparatorluk’a olan güveni sarstı ve birçok Nord’un gözünde İmparatorluk’un zayıflığının ilk kanıtı oldu. Öte yandan kutsal kahraman Tiber Septim’in hanedanı sona ermiş ve devleti de İmparatorluk Şehri’ni ele geçiren Mede Hanedanı yönetmeye başlamıştı.
Büyük Savaş
Oblivion Krizi’nin yarattığı güç boşluğunu en iyi değerlendirenler Altmerlar oldu. Thalmor siyasi örgütü Altmer memleketi Summerset’te yeniden örgütlendi ve Aldmeri Dominion devletini üçüncü kez kurdu. Thalmor, kriz sırasında Summerset’i istiladan kendilerinin kurtardığını iddia ederek toplum nazarında güç kazandı ve insanlara karşı elf üstünlüğünü yeniden kurmaya yöneldi. Yıllarca güç topladıktan sonra Dördüncü Çağ 171’de, İmparatorluk’a bir ültimatom sundular. Talepleri arasında devasa toprak tavizleri, Blades örgütünün dağıtılması ve en önemlisi, Talos’a tapınmanın yasaklanması vardı.
İmparator II. Titus Mede, bu aşağılayıcı şartları reddetti ve Büyük Savaş başladı. Aldmeri Dominion orduları, Hammerfell ve Cyrodiil’i aynı anda işgal etti. Savaş, İmparatorluk için felaketle sonuçlandı. Yıllar süren kanlı çatışmaların ardından, Thalmor 174’te İmparatorluk Şehri’ni ele geçirdi ve korkunç bir katliam yaptı. II. Titus Mede ordularını toparlayıp bir karşı saldırıyla şehri geri almayı başarsa da, İmparatorluk’un savaşı sürdürecek gücü kalmamıştı.
175 yılında, İmparatorluk ve Aldmeri Dominion arasında Ak-Altın Anlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Thalmor’un başlangıçtaki taleplerinin çoğunu kabul ediyordu. Hammerfell’in güneyi Dominion’a bırakıldı ve Talos’a tapınmak İmparatorluk topraklarında resmen yasaklandı. Bu yasak, Skyrim’de bir şok etkisi yarattı. Nordlar için kendi kahramanları ve tanrıları olan Talos’un yasaklanması, elflere boyun eğmenin en utanç verici sembolüydü. İmparatorluk’un bu şartı kabul etmesi, birçok Nord tarafından affedilmez bir ihanet olarak görüldü.
Skyrim İç Savaşı
Ak-Altın Anlaşmasının yarattığı öfke ve hayal kırıklığı, yıllarca alttan alta kaynadı ve sonunda Skyrim İç Savaşı’nı ateşledi. Kıvılcımı çakan olay, Markarth Olayı olarak bilinir. Büyük Savaş sırasında İmparatorluk’un zayıflığından faydalanan Enginyurtlular, Markarth şehrini ele geçirdi. Şehrin devrik mevkibeyi, Windhelm mevkibeyinin oğlu Ulfric Stormcloak’tan yardım istedi. Ulfric, Markarth’ta Talos ibadetine serbestçe izin verilmesi şartıyla yardım etmeyi kabul etti.
Ulfric ve askerleri şehri geri aldı. Ancak İmparatorluk, Thalmor’un baskısıyla antlaşma şartlarına uymak zorunda kaldı ve Talos ibadetine izin veremeyeceğini bildirdi. Ulfric ve adamları tutuklandı. Bu olay, Ulfric’i birçok Nord’un gözünde bir kahraman ve İmparatorluk’un ihanetinin kurbanı haline getirdi. Babası vefat edince Ulfric serbest bırakıldı ve Windhelm’e döner dönmez bağımsızlık çalışmalarına başladı. Ulfric, Skyrim’in imparatorluktan ayrılmasını savunuyordu. Yakın dönemde Skyrim Ulu Kralı Istlod da vefat etmiş ve yerine Torygg geçmişti. Torygg, Ulfric’in bağımsızlık nutuklarını dikkatle dinliyor ama aceleci davranılmaması gerektiğini düşünüyordu. Ulfric ile yüzyüze görüşmek için onu Skyrim başkenti Solitude şehrine çağırdı. Fakat Ulfric onu düelloya davet etti ve öldürdü. Böylece Skyrim’de sonu belli olmayan bir iç savaş başladı.
Bir yanda, Ulfric’in liderliğindeki Stormcloaklar vardı. Onlar, Skyrim’in İmparatorluk’tan bağımsızlığını, Talos’a tapınma özgürlüğünü ve Nord onurunu geri kazanmak için savaşıyorlardı. Diğer yanda ise İmparatorluk’a sadık kalan Nordlar bulunuyordu. Onlar, Ulfric’in eylemlerini bir güç hırsı olarak görüyor ve Tamriel’in birliğinin, Aldmeri Dominion’a karşı tek gerçek savunma olduğuna inanıyorlardı. Onlara göre, bölünmüş bir Skyrim, Thalmor’un en büyük hayaliydi. Bu kardeş kavgası, Dördüncü Çağ 201’de ejderhaların Skyrim’e geri dönmesiyle daha da karmaşık bir hal aldı.